|
LAPSEKİ'NİN TARİHÇESİ
Çok eski bir yerleşim olan ve Antik çağda Pityausa adı ile varlığını sürdüren Lampsakos daha sonraları Fransa'da Marsilya kentini kuran Foçalıların ve ondan sonra da Miletosluların eline geçti. Miletos'lular M.Ö. 670 yıllarında koloni kurmak için harekete geçmişler ancak Ege kıyıları daha önceleri koloniler haline geldiğinden daha uzaklara Marmara ve Karadeniz kıyılarına gitmek zorunda kalmışlardır. Çanakkale Boğazı'nda Sestos'un karşısında Abydos'u (Nara Burnu) Kapıdağ Yarımadasında Kaykos (Erdek), Khios (Gemlik) ve Mirleia (Mudanya) şehirlerini koloni haline getirdikten sonra Lampsakos'u da (Lapseki) kolonileştirdiler.
Roma Dönemi: Büyük İskender'in ölümünden sonra; Makedonya Kralı V.Pilip, Yunanistan'ı hakimiyeti altına almaya çalışırken Seleukos Kralı Antiochos III'de donanması ile Ege kıyılarını ve Çanakkale Boğazı'ndaki, Lampsakos'u zapdetti. Lampsakos'lular, Anadolu şehirleri içinde bir ilk olarak Roma'ya gönderdikleri heyetle kendilerinin kurtarılmalarını ve yardım edilmesini istediler. (MÖ 197) Roma ile Selevkoslar arasında yapılan savaş sonunda MÖ. 188 yılında Apamea Kibatos, şehrinde barış antlaşması yapıldı.Lapseki ve boğazlar Romalıların müttefiki Bergama Kralı Evmenes'in koruyuculuğuna bırakıldı.Sonraki dönemlerde Roma imparatorluğu Anadolu üzerindeki hakimiyetini daha da arttırarak Bergama ve Bitinya krallıklarını da ortadan kaldırdı ve böylece bölgede tek güç olarak kaldı. Lapseki de kesin olarak Roma hakimiyeti altına girdi.
Bizans dönemi: Osmanlı İmparatorluğu Dönemi:
Osmanlılar’ ın Rumeli’ye geçiş olayı tarih kitaplarında farklı şekillerde anlatılmaktadır.Batılı kaynaklar ve bazı tarihçilerimiz”Orhan Bey’in,düşman saldırıları ile iyice bunalanBizans imparatoru Kantekuzenos’a(kayınpederi) yardım ettiğini ve Sırp ve Bulgar kuvvetlerini Dimetoka meydan savaşında yenerek Edirne’yi Bizans adına kurtardığını(1352) Türklerden çok memnun kalan imparator da bu memnuniyetini belirtmek için Rumeli’de,Gelibolu yakınlarında Çimpe kalesini Türklere üs olarak verdiğini yazarlar.(1354) Böylelikle Türk kuvvetleri, Bizans imparatorluğu sıkıştığında,Çanakkale boğazı’nı ğeçmek zorunda kalmadan hemen yardımına koşacaktı.Bu rivayetete Türklerin Rumeli’ye geçişinin fetih şeklinde olmayıp,Çimpe kalesinin yardım karşılığı verilmesiyle gerçekleştiği iddia edilmektedir. Hoca Sadettin Efendi,Aşıkpaşazade gibi Osmanlı tarihçileri ise Rumeli’ye geçiş olayını,fetih şeklinde anlatmaktadırlar.Türk ressamlarının meydana getirdiği konu ile ilgili yağlı boya tablolarda görüldüğü üzere;Türkler,Rumeli’ye sallar üzerinde geçtiler. Orhan Gazi’nin oğlu Gazi Süleyman Paşa ve maiyeti denizden geçişi kolaylaştıracak bir yer ararlar iken Marmara denizinin giriş çıkış kapısı niteliğindeki Lapseki(Çardak) mevkiine geldiler. Gazi Süleyman Paşa, Bugünkü Çardak beldesinde bir mescit yaptırdı. Silah arkadaşları,bölgede keşif yapıp,hareket planlarını hazırladılar. Çardak- Salbaş mevkiindeki, SALBAŞ AĞACI’nın,(fethin tek canlı tanığı,650-700 yıllık meşe ağacı 2002 yılında esen sert rüzgarlara dayanamayıp yıkılmıştır.) altında meşe ağacından yaptıkları bir salla dualar okuyarak karşı kıyıya vardılar.Burası Gelibolu ile Bolayır arasında,Bolayır’a daha yakın olan Çimpe Kalesi yakınlarıdır.Bu hisarın dışında bağda çalışmakta olan bir Rum’u esir alıp, hiç beklemeden aynı salla geri döndüler. Şehzade Süleyman Paşa bu başarıya çok sevindi.Rum esire çok iyi davrandı. Armağanlarla donattı.Başına şapka ,beline kuşak ve ayağına da ayakkabı verdi.Ona: “Sizin hisarınızda yer varmı dır,kimse duymadan,görmeden içeri girelim? dedi.O da:”Sizi kimse görmeden hisara koyarım.” dedi. Sur duvarlarının harap halini,askerlerin pek çok şeyden mahrum olduklarını bir bir anlattı.Nöbetçi muhafızları gafilane basmak için hizmet edeceğini arz etti.Esir Rum’dan istediği tüm bilgileri alan Gazi Süleyman Paşa derhal emir verip,deniz kıyısında bulunan yerleşim yerlerinden sığırlar toplattı.Bunların derilerinden yaptırdığı sağlam kösele kayışlarla,kalın ağaç kütüklerini bağlatarak iki sal yaptırdı. Ertesi gün en cesur silah arkadaşları,Kara Timurtaş Paşa,Balabancıkoğlu,Kara Oğlanoğlu;Aksungur,Kara Hasanoğlu,Akça Kocaoğlu’nun da aralarında bulunduğu 39 kişi ile birlikte sala bindi. Dğer salda da Evranos Bey,Ece Bey,Fazıl Bey,Hacı İl Bey gibi 40 bahadır bulunuyordu.Ayrıca savaş için gerekli bütün silahlar, askerlerin ağırlıkları ve ne kadar ağırlık varsa hepsi sallara yüklendi.Rahat bir deniz yolculuğundan sonra karanlık bir gecede”seksen dilaver”den meydana gelen bir birlik ile Çimpe Kalesi’ne yakın yerden kıyıya çıktılar.Hemen orada şükür namazı kıldılar.Kılavuzluk eden Rum esirin gösterdiği yoldan sessizce giderek hisarın dibine geldiler.Çimpe Hisarı’nın önünde,sol tarafta büyük bir gübrelik vardı.Onun üzerinden uzun merdivenlerle hisarın burcuna tırmandılar.Anadolu yakasından gemi olmadan Rumeli’ye geçmenin imkansızlığına inanan kale halkının bir kısmı rahat döşeklerinde ,bir kısmı da kale dışında bağlarda uykuya dalmışken,Çimpe kalesi kolaylıkla ele geçirildi(1354). Padişah I.Mehmet(Çelebi) döneminde(1413-1421) Çalı Bey kumandasındaki Osmanlı donanması ile Pietro Loredano kumandasındaki Venedik donanması arasında mayıs.1416 tarihinde Marmara adasıyla Gelibolu arasında büyük bir deniz savaşı meydana gelmiştir. Yapılan çarpışmalarda Çalı Bey şehit olmuştur. Savaşı kazanan Loredano,ertesi yıl yeniden gelerek Emir Süleyman’ın Lapseki’de yaptırmış olduğu kaleyi işgal için topa tutmuştur.Karada Hamza Bey’in kumandasında 10 binden fazla bir kuvvetin bulunması sebebiyle başarılı olamamıştır.Yıldırım Bayezit’in boğaz muhafızlığını Gelibolu’da kurup başına da Sarıca Paşayı vermesi (1390) ve Kanuni Sultan Süleyman zamanında buranın Kaptan Paşa eyaleti olması dolayısıyla Gelibolu’nun askeri ve ticari yönden önemi her geçen gün daha da artmıştır.
1831 de Sultan II. Mahmud zamanında Şahap Efendi’nin yaptığı nüfus sayımına göre Lapseki’de 2442 Müslüman halkın yaşadığı tespit edilmiştir. Şemseddin Sami’nin Kamus-ül-Alam’ında (1888-1900 yılları arasında yazılmış tarih ve coğrafya alanında bilgiler veren bir lügat-sözlüktür) Lapseki için şu bilgiler verilmektedir.”Biga bağımsız mutasarraflığına bağlı ilçe merkezi bir kasabadır. Bu ilçe öteden beri bağ ve bahçeleriyle ,dolayısıyla şarabıyla da ünlüdür.Başlıca ürünleri :Buğday ,arpa, yulaf,mısır, çavdar, susam ,nohut ,bakla, anason ,zeytin ,ceviz ve kestanedir. Hayvan türünden mal varlığı :44.000 koyun ,keçi, 4.000 sığır,5.300 eşek ,250 deve ,120 beygirdir.Tüm ilçe ve köylerinde : 40 mescit ve camii, 36 okul, 5 medrese,2kilise ,165 dükkan ve mağaza , 8 hamam, 25 fırın, 1 un fabrikası , 4 dalyan ve 128 çeşmesi vardır.” denilmektedir. I.Dünya Savaşında Lapseki: Çanakkale savaşları tüm şiddetiyle sürerken Lapseki’nin savaş menzili dışında kalması ve stratejik bir konumunun olmayışından ötürü fazla tahribat görmemiş ve bilfiil savaşın içinde olmamıştır. Bu savaş boyunca Lapseki bir idari lojistik merkez olarak üzerine düşen görevi yerine getirmiştir. 2 Mayıs 1915 yılında İngiliz Agemennon savaş gemisiyle Monica adlı balon gemisi Saroz körfezine girerek Gelibolu ilçe merkezini bombalamışlar ve bu bombardımanda ordu karargahı isabet almış ilçede bir cami yanmış, bir han ve bazı evler yıkılmış, halktan yaralananlar olmuştur.Bu durumda halk şehri terk etmeye başlamış bu arada da 5. ordu karargahının yerinin değiştirilmesi zorunluluğu ortaya çıkmıştır.Gelibolu’da bulunan Ordu Menzil müfettişliği bu suretle Lapseki’ye taşınmıştır.Ayrıca Gelibolu’daki erzak ve cephane depoları da Lapseki’ye nakledilmiştir.Bu arada Gelibolu’da bulunan askeri hastane Tekirdağ’a taşınmış ve ayrıca Lapseki’de 300 yataklı bir hastane kurulmuştur. Savaş sırasında değişik yerlerde yem ve gıda ambarları kurulmuş ve 23 temmuz 1915 tarihi itibarı ile Lapseki ambarlarında askerlerin ihtiyacı için 8.5 ton ekmeklik un ,36 ton çeşitli erzak ve 8 ton hayvan yemi stoklanmıştır.1914 yılında başlayan savaş sonucu kurulan menzil hastanelerine ilaveten Çanakkale muharebelerinin başlamasıyla bölgede iki hayvan hastanesi teşkil edildi. Bu hastanelerden birisi Gelibolu’nun 8 km. güneyinde Münip Bey çiftliğinde,diğeri ise Anadolu tarafında Çanakkale Lapseki yolu üzerinde SULUCA köyünde idi.Bu hizmetler yapılırken ayrıca 5. ordu menzil müfettişliği bünyesinde Lapseki’de iskele komutanlığı ile bir hizmet bölüğü de görev yapmakta idi.
Kurtuluş Savaşında
Lapseki: Heyet-i Temsiliye namına Mustafa Kemal Atatürk özel sohbetlerde bu durumu Türklerin Anadolu'dan Rumeli'ye geçişi, hareketine benzetmiş ve daha da üstün bir cesaret ve fedakarlık olarak niteleyerek, bu olayların iftihar ve heyecan kaynağı olmasını sağlayarak Kurtuluş Savaşımızın temellerini oluşturmuştur. 1356 yılından beri Türklerin elinde bulunan Lapseki Çanakkale deniz ve kara savaşlarında yaralanan ve ölen binlerce askerimizin barındığı ve gömüldüğü yer olmuştur.Şu andaki hükümet binası civarında ve Lapseki’nin doğusundaki mezarlıkta en az 15 bin şehit yatmakta olup bunların anısına ilçe mezarlığın da küçük bir abide dikilmiştir .İlçemize 3 km. mesafedeki Çardak kasabasında da gömülen binlerce şehidimizin için Trakya müfettişi General Kazım Dirik tarafından teşebbüse geçilerek güzel bir abide yaptırılıp; Arı burnu Şehitliği olarak düzenlenmiştir . İstiklal savaşında da İlçe Düşman İşgaline uğramamış sadece birkaç İngiliz müfrezesi kısa bir süre için İlçe ve köylere zarar vermeden gelip geçmiştir. 25 Eylül 1922 tarihinde İlçeye girmek isteyen birkaç İngiliz müfrezesini ilçe halkımız kahramanca mücadele ederek ilçeye sokmamıştır. Lapseki’nin kurtuluşu 25 Eylül 1922 olarak kabul edilmiş olup,her yıl 25 Eylül günü Lapseki ‘nin kurtuluş bayramı olarak kutlanmaktadır. Lapseki’li Hasan Oğlu Ahmet : 18 Mart 1915 tarihinde Çanakkale boğazını geçmek için zorlayan Fransa-İngiltere birleşik donanması boğazdan büyük bir yenilgi ile geri çekilerek,25 nisan 1915 tarihinde Seddülbahir bölgelerine yapılan İngiliz çıkartma birliklerine karşı siper mücadeleleri veren Çanakkale Lapseki’li Hasan Oğlu Mehmet cephede yaralanarak Zığındere sargı yerine getirilir. İlk tedavisinden sonra Soğanlıdere üzerinden Çanakkale askeri hastanesine gönderilir. Tedavisi uzun süreceğinden hava değişimi için Lapseki’ye gönderilir.Lapseki’ye gelen Mehmet’in kirlenen ve tozlanan asker elbiselerini annesi yıkayıp astığında Mehmet’in 15 yaşındaki kardeşi Ahmet elbiselerin kurumasını beklemeden giyip ağabeysinin yerine Çanakkale’ye savaşa gider.1915 Haziran ayı içinde yapılan süngü savaşında Seddülbahir bölgesinde aldığı tek kurşun ile yaralanır ve kendisinden geçer. Bu arada itilaf devletlerinin emir komutasında Çanakkale’ye savaşmaya gelmiş olan Nepal asıllı Gurka denilen askerlerin şehit ettikleri her Osmanlı askerinin kulaklarını kesmek gibi iğrenç bir adetleri vardı.Almış olduğu kurşun yarası ile kendinden geçmiş bir vaziyette baygın olarak yerde yatmakta olan Ahmet’in üzerine çullanan bir Gurka askeri onunda kulağını kesmek ister.Tam bu sırada küçük Ahmet’in çavuşu seslenir “Sakın kulağını verme Ahmet” bunun üzerine kendisine gelen Ahmet son bir gayret ile gücünü toplar ve düşman askerini öldürür.Daha sonra kendisi şehit edilir.Bu olaydan dolayı Ahmet “Kulağını vermeyen şehit” olarak anılmaktadır. Küçük şehidimizin temsili olan mezar taşı şu anda Hisarlık tepesi üzerinde şehitler abidesi yanındaki şehitlik de bulunmaktadır.
|
|
|