|
ASSOS'UN TARİHÇESİ
Ayvacık'ın sahil köylerinin en önemli özelliği Adatepe'den başlayarak kıyıya paralel uzanan tepelerin deniz gören yüksek kesimlerinde yerleşmiş bulunmasıdır. Behram (Assos), Ayvacık'ın güneyi boyunca bir gerdanlık gibi dizilen köylerimizin ortasında adeta bir elmas gibi gözleri kamaştıran güzelliği ile boy göstermektedir. Dünyada antik şehir kalıntısı içinde yaşamaya devam eden biricik köydür.
ASSOS –İSKELE
(Asos3 fotosu)
APOLLO SMINTHEUS TAPINAĞI
Apollo Smintheus Tapınağı, eski adıyla Külahlı olarak bilinen Gülpınar Beldesi'nin kuzey-batısıyla, kuzey doğusu arasında kalan vadinin başlangıç eteklerinde Bahçeler-içi olarak adlandırılan mevkide yer alır. Su yönünden zengin olan bu yöre, yeraltı kaynak suları ile beslenmekte; büyük olasılıkla antik çağlarda oluşturulan yeraltı kanalları ile ana merkeze aktarılmaktadır. Tapınağın yapıldığı Helenistik çağda da yörede suyun bol olması Apollon kültünün bir simgesidir. Çünkü; tanrı Apollon kehanette bulunmak için her zaman suya gereksinim duymuştur.Tapınağın bu alanda kurulmuş olması da bu nedenle olmalıdır. Arkeologlar, mimarlar ve sanat tarihçileri için Helenistik Çağ (M.Ö.330-30) ve mimarisi çok sevilen ve ilgi duyulan bir konu olarak karşımıza çıkar. Gülpınar Apollon Smintheus Tapınağı da Helenistik dönem için konusunu Homeros'un Ilyada Destanı'ndan alan kabartmaları yanında mimarî tasarım ve stili ile dikkatleri üzerinde toplar.M.Ö.150 yıllarında Ion stilinde yapılan tapınak, kuzey-batı Anadolu'da, Troas bölgesinde bugün için tek örnektir. Tapınak'ta Helenistik Çağ Anadolu mimarlığına imzasını atan Mimar Hermogenes'in uyguladığı pseudodipteros (yalancı iki sıralı sütun) plân tasarımı kullanılmıştır.Ön ve arka cephelerinde 8, uzun kenarlarında ise 14'er sütun dizisi yer alır. Tapınağın ölçüleri; dar yüzler 23.20 metre, uzun kenarlar ise 41.65 metredir.Alt yapısında üç farklı tür taş kullanılmıştır. Temel, yöreye özgü volkanik tüf taşından yapılmıştır. Üzeri, çevrede çok görülen andezit-bazalt taşı ile kaplıdır. Temel ve 11 basamağın en son kaplaması mermerdir. Mermer bloklarla döşenen kutsal alan, üç odadan oluşur. Bunlar; giriş sırasıyla, pronaos (kutsal ön oda), naos (kutsal oda) ve opisthodomos (arka oda) tur.Naos'ta, Paroslu heykeltıraş Skopas'ın yaptığı ve 110 cm.lik bacak parçası ele geçen, tanrı Apollon'un heykelinin yer aldığı bilinmektedir.Alexandria Troas Helenistik Çağ sikkelerinde görülen ve antik kaynaklarda bahsi geçen tanrı Apollon'un tapınak cephesinde duran, adını aldığı fare-smintheus'a basar biçimde tasvir edildiği sanılan kutsal heykeli olasılıkla, 5metre boyundadır.
ROMA DÖNEMİ KÖPRÜLERİ
Tarihte Troas bölgesi olarak geçen Biga yarımadası Roma döneminde antik kentleri birbirine bağlayan yol sistemine sahipti. Köprüler ise bölgedeki ticareti elde tutmak için gerekli olan bu yol ağının önemli bir parçası idi. İlçe sınırları içerisinde bu dönemden kalma iki antik köprü yer almaktadır.Bunlardan birisi Tuzla Köyü'nün 4km. batısında Küçük- kuyu beldesindedir. Gülpınar yakınında yer alan Chryse antik kenti ile Ezine ilçesi Dalyan Köyü'nde yer alan Aleksandreia Troas antik kentini birbirine bağlayan köprünün günümüzde 93 m lik bölümü açıktadır.7 m' ye yaklaşan muhteşem köprünün kemer ayaklarının 3-4 m lik kısmı toprak altındadır.
ATHENA TAPINAĞI
Akropolis'in 289 m. yüksekliğindeki derin mavi sulara bakan zirvesinde Fortress tanrıçası Athena için yapılmış olan bir tapınak bulunmaktadır (M.S.530) .Bu tapınak 30-31 m. ve 14.03 m.lik bir alanı kaplamaktadır. Tapınak, doğuya dönük, önünde sütunlu bir giriş kapısı bulunan, dikey olarak uzanan "megaran" tipi evlere benzer bir yapıdır. Tapınağın etrafını çevreleyen bir sıra sütun (6x13) bize tapınağın tipik bir Periptenos çizgisi taşıdığını anlatır.
Bugün , tapınağa baktığımızda, temelleri(sütunların oturduğu zeminler) olmak-sızın hala birkaç sütunun ayakta kaldığını görebilmekteyiz ve bu sütunlardan bir tanesi hala "kapital" ini taşımaya devam etmektedir. Aslında bu kapitallerin üzerinde nakışlarla süslü bir "architrave" in bulunması gerekmektedir.Nakışlarla süslü bu tür "architrave" lere yalnızca burada rastlanmıştır. "Architrave" lerin üzerinde ise "metope" ler bulunmaktadır. Yine bu "metope" ler nakışlarla süslenmiştir. Bu nakış motifleri, at binicileri, av sahneleri gibi mitolojik şekiller işlenerek oluşturulmuştur. Bu motiflerin bir bölümü şimdi İstanbul, Boston ve Louvre 'deki müzelerde sergilenmektedir. Tapınağın yapısı oldukça basittir. Tapınak, tahta kirişler üzerine oturtulan bir çatıyla kapatılarak, çelenkler ve helezonlarla dekore edilmiştir.
HÜDAVENDİGAR CAMİİ
14. yüzyılın sonlarına doğru inşa edildiği sanılmakta olup 238 m. yükseklikteki tepenin üzerinde tüm ihtişamıyla ayakta durmaktadır. Camiin dikkat çeken özelliklerinden birisi de dört yöndeki köşelerinin üst noktalarının pahlanması yani taş kenarlarının eğik kesilmiş olması ve pahlanan kısımların şekline uygun olarak üçgen şeklinde kapatılmasıdır. Kubbe, sekizgen bir kubbe kasnağına oturtulmuştur. Camii, bir kubbe ve sütunlu bir giriş kapısını da içine alan dörtgen bir alan üzerinde inşa edilmiştir. Camiin, Osmanlı mimarisinin tipik bir örneği olduğunu söyleyebiliriz. Camiin mermer giriş kapısı, Carnelıus kilisesinin kapısıdır. Carnelius kilisesini tamir ettiren Skamandros hükümdarının kilise kapısına yazdırmış olduğu duaya dokunulmamış,sadece haç işaretinin iki kanadı kırılmıştır. Üzerinde haç işareti bulunan taşın bir camiin dekorasyonunda kullanılmış olması çok ilginç ve bir o kadar da etkileyicidir.Camiin iç duvarlarının dekorasyonunda kadırga resimlerinin kullanılmış olması da çok sık rastlanılan bir durum değildir.
HÜDAVENDİGAR KÖPRÜSÜ
Ayvacık' tan Behramkale'ye giden yol üzerinde , Tuzla Çayı üzerine 14. yüzyılda inşa edilmiştir.Günümüze kadar ayakta kalmayı başarabilen köprü inşaa edildiği günden bugüne üstünden insanları sevdiklerine kavuştururken,altından Ege'ye kavuşmak arzusuyla çağlayıp duran Tuzla Çayını seyre dalmıştır . Antik adı Satniceis olan Tuzla çayının güney ve kuzey yönlerinde uzanır.Behramkale köyüne bir km mesafededir.Kimin tarafından yaptırıldığı kesin olarak bilinmemektedir.Ancak Cami'i yaptıranın köprüyü de inşa ettirmiş olduğu tahmin edilmektedir.Köprünün orijinal ve en itinalı kısımları kemerleridir.Genel form, büyük kemer üzerinde en yüksek kısmı teşkil eder ve uçlara doğru alçalarak son bulur. Diğer bir özelliği de; Kemallı Asılhan Bey Camii ve Behramkale Camii duvar tekniğinin burada da görülmesidir. Köprünün, mimari form açısından Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yapılan köprülerin özelliklerini üzerinde taşıdığı görülmektedir.
ZEUS ALTARI (SUNAK)
Gargara (Küçükkuyu ); sırtını, denizden aniden yükselen, zeytin ağaçlarıyla süslenmiş Gargaran tepesine dayar. Gargaran tepesi de, eski Yunan kültürüne göre tanrılarına kurbanlar sunmak üzere yapılmış bulunan Zeus Altarı'na (Sunak) ev sahipliği yapar. Eski Yunanlılar, savaşlarda galip gelmek, kuraklıktan, hastalıktan kurtulmak, bereketli ürün almak, felaketlerden korunmak gibi sebeplerle tanrılara kurban vermeyi adet haline getirmişlerdi. Taş duvarlarla örülen küçük bir oda kadar olan; içinde su bulunan sarnıç, halk arasında Zeus Mağarası olarak bilinmektedir. Sarnıca inen taş merdiven, günümüzde yıkılmış durumdadır. Zeus Altarı'nın yanında Çanakkale Savaşı'na katılan Erdem Dede Yatırı da bulunmaktadır. Homeros, İlyada'sında; İda (Kaz) Dağı'ndaki Altar'dan şöyle bahseder:
"Uçup giden tunç ayaklı, altın yeleli atların sırtında vardılar, canavarın anası, kaynağı bol İda 'ya, Gargaran' daydı Zeus'un tapınağı, kokulu sunağı. İnsanları, tanrıların babası durdurdu, atları çözüp sürekli bir dumanla, koyu bir dumanla göz kamaştıran çalımıyla oturup dağın doruğuna , Troia 'yı , Akalıların gemilerini süzdü." Zeus ile Hera'nın aşkına da şahit olmuştur Gargarandaki Altar. İlyada'da şöyle anlatılır bu durum: "Hera, dosdoğru yürüdü Gargaran doruğuna, İda'nın en yüksek tepesiydi bu. Bulutları devşiren Zeus, onu gördü. Görür görmez aşk sardı düşünceli kafasını."Ve Hera, Zeus'un dokuz eşinin birincisi oldu.
TİYATRO
STOA
Pazar yerinin kuzey kıyısında dağdaki kayalar yontularak 111m uzunluğunda ve 12-42m derinliğin-de, tamamen güneye dönük, oldukça iyi inşa edilmiş bir yapı olan "stoa"ya yer açılmıştır. Merdivenler, sütunların arasındaki açıklıkların taştan korkuluklarla kapatılmış olduğu doğu tarafındaki dördüncü sütuna kadar bina boyunca uzanmaktadır. Zemin hizası depremlerden zarar gördüğü için olması gereken seviyenin altındadır, bu yüzden de araştırma yapabilme imkanı bulunmamaktadır.
AGORA (PAZAR YERİ)
Pazar yeri, yani Agora, stoa ile aynı yüksekliktedir. Banyonun doğusundaki açıklıktan insanlar tiyatroyu ve denizi rahatlıkla görebilmekteyken, banyoların bir üst katı da güneyde açık bir sütunlu giriş kapısı olarak tasarlanmıştır. Batıda Pazar-yeri'nin giriş kapısında küçük bir tapınak göze çarpmaktadır. Ve doğuda onun önünde , çok sayıda heykel ve kitabenin çevrelediği "Pedestals" ve önde de konuşmacıların ayakta dikildikleri " Bema" nın bulunduğu toplantı salonu dikkat çekmektedir. Pazaryerinin geri kalan kısmı ise tamamen Akropolis taşından yapılmış dikdörtgen bloklarla kaplanmıştır. Tapınak, Bizans döneminde bir kiliseye dönüştürülmüş ve tamamen harap olmuştur
ŞEHİR DUVARLARI
Akropolis'teki duvarlar ve kuleler Helenistik çağda inşa edilmiş olmasına rağmen, daha sonra Bizans ve Türk dönemlerinde tamir edilmiştir. Duvarların inşa ediliş tarzı, bunun kolaylıkla görülmesini sağlar. Helenistik çağın duvar yapısı, aralarında kireç harç kullanılmak-sızın yuvarlak yüzeyli kayalardan meydana getirilen, oldukça ilkel bir duvar yapısıydı. Akropolis'ten daha da aşağıya, batı yönüne doğru yürüdükçe bu ilkel duvarların bazı bölümlerini görme imkanına sahip olabiliriz. Bu duvarlar, şehrin batı girişinde bütün heybetiyle ayakta durmaktadır. Akropolis'in doğu bölümünde ise , duvarların doğayla iç içe girip kaybolduğu, farklı bir tahrip olma şekline şahit olabiliriz. Doğal etkenlerin ve zamanın acımasızlığı bütün bu sanat eserlerinin tahrip olmasına sebep olmuştur.Assos; attığımız her adımda, geçmiş zamanlardaki Akropol şehirlerinin tüm görkemini gözler önüne sermektedir.Assos'un örenleri l88l-1883 yıllarında J.T. Clarke'ın idaresi altında bulunan bir Amerikan arkeoloji heyeti tarafından incelenmiş ve kazılar yapılmıştır.Bu kazılardan çıkan eserlerden bazıları Louvre ve Boston müzelerine götürülmüştür. Bazı eserler de İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.
NEKROPOL ( MEZARLAR)
Antik çağın kentlerinde mezarlıklar; kente gelenlerin her biri bir anıt olan mezarları görsün, selamlasın diye kentin dışında ve genellikle yolun kenarında olurdu.1884 yılında kazıların sona erişinden sonra geçen zaman içinde, ortaya çıkarılan mezarların tümü tahrip olmuştur. 1981'de yeniden başlayan çalışmalar ile birlikte eskilerinin de onarımına başlanmıştır.Assos' un iki Nekropolü vardır. Birincisi ve asıl önemli olanı batı kapısına giden taş döşemeli yolun iki tarafına oturtulmuş Batı Nekropolü; diğeri doğu kapısı önündeki Doğu Nekropolü' dür. Batıda-kinde sıkça küp içine gömme yöntemi görülmektedir. Bir küp içine ikili gömme de yapılabilmekteydi.Batı Anadolu' da M.Ö 6. yüzyılda çok rastlanan, yakarak (kremasyon) gömme tekniği Assos' ta da görülmektedir. Kazılar sırasında ölü küllerinin içine konduğu Urna adı verilen çömleklere çokça rastlanılmıştır. Ortaya çıkarılan bu örnekler Çanakkale Müzesi'nde sergilenmektedir.
|
|
|