YUKARI ÇIK

Çanakkale Travel
Çanakkale Travel
Anzac Hotel Çanakkale Şehitlik Turu

'18 Yaşında Öğretmen Oldum'

25 Kasım 2013 tarihinde eklendi

Bugün “24 Kasım Öğretmenler Günü” Bizleri yetiştiren elleri öpülesi öğretmenlerimizin günü. İyi bir eğitim alıp güzel bir mevkiye gelmemize katkıda bulunan öğretmenlerimizin günü. İşte bu hafta sizlere bu eli öpülesi öğretmenlerimizden birini tanıtmak istiyoruz. İsmi Melekşan Özduyar Kartal. Öğretmen olan babasının isteği ile 1940’lı yıllarda Balıkesir Savaştepe’de kurulan Köy Enstitüsüne yazılarak öğretmenlik mesleğinin ilk adımlarını attı. Okulunu başarı ile tamamladıktan sonrada 1951 yılında Çanakkale merkeze bağlı Musaköy’de öğretmenlik mesleğine başladı. Öğretmenliğe başladığında ise daha 18 yaşındaydı. O yıllarda meslek hayatı boyunca çok zorluklar çekmesine rağmen bu zorlukların üstesinden gelmeyi başardı. Tam 25 yıl 5 ay öğretmenlik yaptıktan sonra 1977 yılında emekli oldu. Emekli olmasına rağmen o öğretmenlik mesleğinden hiç kopamadı. Sosyal birçok etkinlikte birikimlerini gerek öğrencilerle, gerekse diğer kişilerle paylaştı. Halende bu birikimlerini paylaşmaya devam ediyor. İşte 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne özel Melekşan öğretmen ile yaptığımız o röportaj….

ÖZEL RÖPORTAJ: AYHAN ÖNCÜ / ÇANAKKALE
E - Mail: info@canakkaletravel.com


* Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
-  İsmim Melekşan Özduyar Kartal.1933 yılında Bayramiç ilçesine bağlı Çavuşköy’de dünyaya geldim.
* Küçüklüğünüzde istediğiniz meslek neydi?
- Ben aslında Hakim olmak istiyordum. Hukuku ve adaleti çok sevdiğim için küçüklüğümde hep hakim olmak istemiştim. Fakat ortaokuldan alınıp Köy Enstitüsüne gidince meslek hayatım da değişti. Hakim olamadım fakat öğretmenliği de çok seviyorum.
* Öğretmenlik mesleğine başlamanız nasıl oldu?
- Babam Hüseyin Razi Görür ilkokul öğretmeniydi. O yıllarda yani 1940’lı yıllarda Biga ilçesine bağlı Güvemalan köyünde öğretmenlik yapıyordu. Babam öğretmen olduğundan köyde beni o okuttu. Yani babam benim öğretmenimdi. Ardından ortaokula başladım. Fakat o yıllarda köy enstitüleri çok revaçtaydı. Köy çocuklarının aydınlanması için ilk basamak olan köy enstitüleri büyük ilgi görüyordu. Güvemalan köyünde de Köy Enstitüsü mezunu öğretmen vardı. Bu öğretmende babama benim öğretmen olabileceğime kanaat getirip Köy Enstitüsüne yazdırmamı istemiş. Babamda bunu kabul ederek beni Balıkesir Savaştepe’de kurulan Köy Enstitüsüne yazdırdı. Böylece öğretmenlik hayatına adım atmış oldum.
* O yıllarda öğretmenlik mesleğine ilgi nasıldı?
- O yıllarda öğretmenlik mesleğine ilgi çok iyiydi. Çünkü milletimizin aydınlanması için eğitimin köyden başlaması gerekiyordu. Devlet o yıllarda köy halkını, köy çocuklarını iyi yetiştirip vatana, millete hayırlı birer evlat olması için Köy Enstitülerini ön plana almıştı. Bu sebeple de öğretmenlik mesleği o yıllarda çok ilgi görüyordu.
“VALİ VE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ ELİMDE BOYA FIRÇALARINI GÖRÜNCE ÇOK ŞAŞIRDI”
* Kaç yaşında öğretmenliğe başladınız?
- Çok genç yaşta, 18 yaşında öğretmen oldum.
* Öğretmen olarak görev yaptığınız ilk yer neresiydi? Bundan bahseder misiniz?
- 1951 yılında Çanakkale merkeze bağlı Musaköy’de öğretmenliğe başladım. Çocukluğumda da babamın öğretmenliği dolayısı ile köylerde yıllarımız geçmişti. Babamda benim köylerde öğretmen olmamı çok isterdi. Çünkü “Aydınlanması gereken kişiler köy halkıdır” derdi. Musaköy’e öğretmen olarak atandıktan sonra tek başıma gittim. 18 yaşındaydım ve köye öğretmen olarak geldiğimde köy halkı beni bağırlarına bastı. Orada muhtarın evinde aldım. Fakat evler kiremit çatısız olduğu için başlangıçta biraz sıkıntı yaşadım. Bunun üzerine babama bir mektup yazarak burada zor yaşayabileceğimi söyledim. O da bana “Olsun. Sen orayı çok seveceksin. Köylülerde seni çok sevecekler. Orada da çok başarılı olacaksın” dedi. Gerçekten de öyle oldu. Köylüler beni çok sevdi, ben de köylüleri çok sevdim. Orada 4 yıl öğretmenlik yaptım.
* Öğretmen olduğunuz o günlerde ne gibi zorlular yaşadınız?
- Ben hiçbir zorluk yaşamadım. Neden biliyor musun? Örneğin okulun çerçeveleri boyanacak. Muhtara boya aldırttım. Fakat işçi bulamadım. Buna rağmen ben elime boya fırçasını alıp okulu boyadım. Bunu da içimden gelerek yaptım. Hiç çekinmedim. Hatta ben o boyayı yaparken tesadüf bu ya, o zamanın Valisi Cemal Tarlan, Milli Eğitim Müdürü ile bizim köye gelmişler. Bende o sırada elimde boya fırçaları ile sınıfın duvarlarını ve pencerelerini boyuyordum. Elimde boyu kutusu ve fırçalarla onları karşıladım. Gelince bir baktılar ki her taraf yağlı boya kokusu ve sınıf boyanmış. “Bu genç öğretmen başarı ile çalışıyor.Tebrik ediyoruz” dediler.
* O yıllarda öğretmenlere verilen değer ile bugün öğretmenlere verilen değeri karşılaştırsanız  neler söylemek istersiniz?
- Öğretmenlere verilen değer her zaman aynıdır. Fakat bizim zamanımızda köylerde öğretmenler çok fazla ilgi görüyordu. Köy halkı aydınlanmaya daha fazla susamış oldukları için onlar öğretmenlere daha fazla bağlanıyorlardı. Öğretmenler orada tek aydın kişi olarak görülüyordu. Köylüler öğretmenlere çok değer veriyorlardı. Çünkü onların aydınlanmaya ihtiyaçları vardı. Zaten doğuştan irfan sahibi olan bu kişiler buna susamış kişilerdi. Bu sebeple o yıllarda bizler öğretmenler olarak çok değer görüyorduk.
“ŞUAN EĞİTİM FAKÜLTELERİNDE EZBERCİLİĞE DAYALI BİR EĞİTİM VAR”
* Sanırım eşinizde öğretmendi. Hatta Tevfikiye köyüne ikinizde öğretmen olarak atanmışsınız..
- Zamanın Valisi Cemal Tarlan çok titiz bir valiydi. Eşim Hamit Kartal’ı ve beni çok iyi tanıyan bir valiydi. Musaköy’deki 4 yıllık görevimin ardından valimiz beni ve eşimi Tevfikiye köyüne öğretmen olarak tayin etti. Hatta biz o zaman nişanlıydık. Valimiz” tayinimi kabul etmezseniz sizin birinizi başka köye, diğerinizi başka köye yollarım” diye tehdit bile etmişti. Biz de oraya isteyerek ve beğenerek gittik. Hatta eşim Hamit Kartal öğretmenlik yapmayıp Troia Antik Kenti’nin müdürü oldu. Valimiz Cemal Tarlan onu Milli Eğitim Bakanlığı’ndan Turizm Bakanlığı kadrosuna geçirerek ona o görevi uygun gördü. Oda istifa ederek orada müdürlük yaptı. Eşim orada kendi kendine İngilizce öğrenip gelen turistlere İngilizce olarak turistlere Troia’nın tarihini anlattı.Oradan da bakanlığın emri ile Finlandiya’ya gidip orada orta dereceli okullara Troia tarihini anlattı. 22 yıllık çalışmasında Troia’yı dünyaya tanıtan kişi eşim Hamit Kartal’dır. Oradaki Tahta Atın yapımında kullanılacak ağacın kalitesini seçmek için  mühendis ve mimar ile Kazdağları’na giden kişi de yine eşim Hamit Kartal olmuştur. Ben Tevfikiye köyünde öğretmenlik ve müdürlük yaparken oda Troia Antik kentinde yıllarca müdürlük yaptı.
*  Günümüzde köylerdeki okullar kapatılıp taşımalı eğitim sistemine geçiliyor. Sizce bu tezat değil mi?
- Bence taşımalı eğitim sistemi çocuk sağlığı ve gelişimi açısından sakıncalı. O sebeple de taşımalı eğitimin yanlış olduğu inancındayım.
* Günümüzde Eğitim Fakültelerinden her yıl yüzlerce öğretmen adayı mezun oluyor. Fakat bu öğretmen adaylarının çoğu halen işsiz ve atama bekliyorlar. Sizce her yıl bu okullardan yüzlerce kişinin mezun olması doğru mu? Halen günümüzde çok sayıda öğretmen okulu mezunu öğretmen adayları bu mesleği yapamadıkları için ya evlerinde oturuyorlar, ya da başka işlerde çalışmak zorunda kalıyorlar…
- Öğretmen sayısının fazla olması hiçbir zaman zararlı değildir. Bunların çok olması iyidir. Nasıl ki biz bir sınıfta 30-35 kişiye ders veriyorsak, öğretmenler öğrencilerden başka halkı da aydınlatacağı için benim için sayısının çok olması sakıncalı değildir. Bizzat faydalıdır. Ancak burada şunu da söylemek gerekir ki, bu öğretmen adaylarına iş bulma konusunda idarenin sorunu çözmesi gerekir. Onlara iş imkanlarının sağlanması gerekir.
* Sizin zamanınızdaki köy enstitüleri mi, yoksa şu anki eğitim fakülteleri mi daha iyiydi?
- Şuan Eğitim Fakültelerinde ezberciliğe dayalı bir eğitim var. Oku, anlat, mezun ol git uygulaması yapılıyor. Bizim zamanımızda köy Enstitülerinde öyle değildi. Örneğin ziraat ve müzik kolu vardı. Okuduğumuzu iyi anlamak için uygulamalı olarak pratik yapardık. Deneyim kazanırdık. Derste gördüğümüz konuyu anlamak için bitkiyi dikip onun yetiştiğini görürdük. İş prensibine dayanan eğitim verimli olur. Ezbercilikle bir yere varılmaz. İşte bu günümüzdeki bu ezbere dayalı sistemi yenmek için Prof. Dr. Osman Demircan’ın önderliğinde Köy Enstitülerini yaşatmak için Çanakkale’de “17 Nolu Köy Enstitüleri Derneği”ni kurduk
“TOPLUMA ÖRNEK OLACAK KİŞİNİN ÖNCE KENDİ MADDİYATININ DÜZGÜN OLMASI GEREKİR”
* Sizce iyi bir öğretmen nasıl olmalı?
- İyi bir öğretmen önce kendini tahlil eden, insan ve insanlık sevgisi olan, sorumluluğu,yol göstericiliği bilen, doğal dengeyi bozmadan çocuğun yaşama, gelişim, korunma, katılım hakkının varlığını gözeten; çocuğun milli ahlaki insani üstün değerlerini geliştiren, Milletimize hür düşüncenin, demokratik düzenin hakim olduğu toplum sorumluluğu duygusu aşılayan ve toplumu bilgi, teknik, güzel sanatlar ve ekonomi bakımından çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı seçkin bir ortağı haline getiren kişi olmalıdır. Ayrıca iyi bir öğretmen Türkiye Cumhuriyeti’nin insan haklarına dayanan milli, demokratik, laik ve sosyal bir devlet olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğunu bilen, Türk milleti ferdi olmanın şerefini ve sorumluğunu kavrayarak etrafına da bu kavratan biri olmalıdır. Bunun dışında İyi bir öğretmen vatandaşların dil, ırk, cinsiyet, siyasal düşünce,din ve mezhep ayrılığı gözetmeksizin kanun önünde eşit olduğun bilmeli, Atatürk devrimlerine bağlı olmalıdır.
* Öğretmenler maddi açıdan istedikleri karşılığı alabiliyorlar mı? Sizin zamanınızdaki maaşlar ile bugünü karşılaştırsak neler söylemek istersiniz?
- Topluma örnek olacak kişinin önce kendi maddiyatının düzgün olması gerekir. Ancak o zaman topluma örnek bir tavır sergileyebilir. Benim eğer maddi açıdan bir sıkıntım varsa topluma örnek olacak konularda sıkıntı çekerim. Onun için ben bugünkü öğretmen maaşlarının medeni şekilde bir yaşayabilecek maaş olmadığı kanaatindeyim. Keşke öğretmen maaşları daha fazla olabilse.
* Zaman zaman sizi tanıyan öğretmen adaylarından yanınıza gelip bu mesleğin daha iyi nasıl yapılacağını soranlar oluyor mu?
- Onlar sormasa bile ben üç beş üniversite öğrencisi ile bir arada oturup konuşurken bu konuda bilgi deneyimlerimi onlarla paylaşıyorum. Ayrıca ben sosyal hizmetlerde gönüllü olarak çalışıyorum. Yaşlıların toplandığı günlerde oraya üniversite öğrencilerini davet ediyoruz. Öğrenciler kendi yaşantılarında ne gibi eksiklikleri var onları orada öğrenebiliyorlar. Bizlerde orada deneyimlerimizi yine onlara aktarıyoruz.
* Yetiştirdiğiniz öğrencilerden önemli mevki ve makamlara gelenler var mı? Bunlardan bize bahseder misiniz?
- Evet. İlk öğretmenlik yaptığım Musaköy’de öğrencim olan Osman Demircan var. Şuan kendisi Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Astrofizik Araştırma Merkezi ve Ulupınar Gözlemevi Müdürlüğünü yapıyor. Profesör oldu. Osman ilkokulda çok sevimli bir çocuktu. Boyu küçük olduğu için arkadaşlarının onu görmesi için onu alırdım masanın üzerine çıkarırdım. “Osman şiir oku” derdim. Çok güzel şiir okurdu. Şuan onun iyi bir mevki ve makamda olması beni çok mutlu ediyor. Onun ile gurur duyuyorum.
“ESKİ ÖĞRENCİLERİMİN ZİYARET ETMESİ BENİ DUYGULANDIRIYOR”
* Eski öğrencilerinizden zaman zaman sizi arayıp halinizi hatırınızı soranlar var mı? Onlar sizi arayınca neler hissediyorsunuz?
- Yine bu konuda ben sizlere Musaköy’den bahsedeceğim. Bundan birkaç yıl önce Musaköy’den 10-15 kişilik bir gurup evime gelerek beni ziyaret ettiler. Onlar benim ilk öğretmenlik yaptığım okulumdaki öğrencilerimdi. Beni evimde ziyaret etmeleri beni öyle duygulandırdı ki anlatamam.
* Öğretmenlik mesleğinden ne zaman emekli oldunuz?
- 1951 yılında başladığım öğretmenlik mesleğinden 1977 yılında emekli oldum. 25 yıl 5 ay öğretmenlik yaptım. Emekli olalı şuan 36 yıl oldu emekli olalı. Fakat ben halen öğretmenim. Emekli olsam da çeşitli sosyal aktivitelerde öğretmenlik mesleğim ile ilgili ne yapılabiliyorsa halen yapıyorum. Ben herkesin aydın olmasını, yanlışlıklar yapmamasını istiyorum. Bundan sonra da bunu sürdürmeye devam edeceğim.
* Bugün Öğretmenler Günü. Sizin için önemli bir gün. Bende sizin bu gününüzü kutluyorum. Her yıl kutlanan bu önemli gün sizin için neyi ifade ediyor? Bundan bahseder misiniz? Buradan bütün öğretmenlerine ve bu mesleği seçen ve seçecek olanlara mesajınızı alabilir miyim?
- 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla ileri görüş ve sezgileriyle sosyal ve bilimsel çalışmalara çok önem veren, bana yaşamı boyunca her zaman destek olan babam öğretmen Hüseyin Razi Görür’ü ve her zaman topluma faydalı bir insan olmayı hedeflemiş Savaştepe Köy Enstitüsü mezunu rahmetli eşim Öğretmen Hamit kartal’ı minnet ve sevgi duygularımla anıyor ve onlara Allah’tan rahmet diliyorum. Bu kapsamda da bütün öğretmenlerimizin de bu gününü kutluyorum. İyi ki babamı dinleyip öğretmen olmuşum…

5349 kez okundu