YUKARI ÇIK

Çanakkale Travel
Çanakkale Travel
Anzac Hotel Çanakkale Şehitlik Turu

Çanakkale Boğazı'nın Yarım Asırlık Kaptanı

29 Temmuz 2013 tarihinde eklendi

Çanakkale’de daha arabalı vapurlarının olmadığı 70-80 yıl öncesi Asya ile Avrupa arasında deniz ulaşımını sağlamak için yelkenli teknelerle hizmet vermeye başlayan Kilitbahir motorlarında yaklaşık 50 yıldır kaptanlık yapan Zafer Türker belki de bu mesleğin Çanakkale’de en eskilerinden… Dile kolay tam 50 yıldır Kilitbahir Motorlarında kaptanlık yapıyor Zafer kaptan.. Çanakkale ile Kilitbahir arasında vatandaşların ulaşımını sağlayan motor olarak adlandırılan mini feribotlarda yıllarca kaptanlık yapan Zafer Türker, küçüklüğünde hedeflediği mesleği yaptığını söylüyor. Bu 50 yıllık meslek hayatı boyunca hiç kaza yapmadığını belirten Zafer kaptan, “Bence denizin hiçbir tehlikesi yok. Yeter ki dikkatli olunsun ve kurallara uyulsun. Bunlara uyulduğu taktirde denizde hiçbir tehlike olmaz” diyor. Meslek hayatı boyunca başından da birçok ilginç olay geçmiş Zafer kaptanın. Ancak bunların içinde en önemlisinin 2 Kasım 1966 gecesi saat 22.00 sıralarında "Rus şilebi ile “Derince” isimli arabalı vapurun çarpışıp batması olduğunu söylüyor. Kilitbahir’den motorları ile geminin battığı yere giderek yardımcı olduklarını belirten Zafer kaptan “O günün dehşeti hali halen gözlerimin önünde” diyor. Kaptanlık mesleğini seçeceklerin mutlaka içlerinde bu işi yapmak için heves olması gerektiğini de belirten Zafer Kaptan, “Eğer o heves o kişinin içinde yoksa bu işi yapamaz. Başarılı da olamaz” diyor. Zafer kaptan halen Çanakkale ile Kilitbahir arasında sefer yapan feribotlarda kaptanlık görevine devam ediyor.
İşte Çanakkale’nin belki de en eski kaptanlarından Zafer Türker ile yaptığımız o özel röportaj…


ÖZEL RÖPORTAJ: AYHAN ÖNCÜ / ÇANAKKALE
E mail: info@canakkaletravel.com


* Bize kendinizi tanıtır mısınız?
- İsmim Zafer Türker. 1951 Kilitbahir doğumluyum.
* Kaç yıldır bu işi yapıyorsunuz?
- Bu işe babalarımızın, dedelerimizin yanında 1964 yılında başladım. O zamanlar arabalı vapurlar yoktu. Çanakkale ile Kilitbahir arasında küçük ahşap tekneler vardı. İşte o teknelerde dedelerimizin, babalarımızın, amcalarımızın yanında bu işi öğrendim. O yıllarda Çanakkale’de araç filan yoktu. İstanbul’a otobüsler gider gelirdi. Bizlerde o yolcuları bir yakadan diğer yakaya küçük ahşap teknelerimizle taşırdık. Bu süre içinde boğazın çok kahrını çektiğimi söyleyebilirim. Çanakkale’de en eski kaptanlarda da ben kaldım sayılır. Muzaffer Kaptan, Necati ve Kadir abi rahmetli oldular. Eskilerden bir tek ben kaldım.
* Çok zor bir mesleğiniz var. Bu mesleğin zorluklarından bize bahseder misiniz?
- Bu meslekte insanlarla uğraşması çok zor oluyor. İskeleye yanaşıyorsunuz. Daha kapağı açmadan yolcular aşağıya inmeye çalışıyor. Arabaların arasında sıkışan yolcular oluyor. Ondan sonra kaptan suçlu oluyor. Burada kaptanın ne kabahati var. Herkes kurallara uymalı. Deniz açısından bakacak olursak, bence kaptan olarak benim açımdan denizin hiçbir tehlikesi yok. Yeter ki dikkatli olunsun ve kurallara uyulsun. Bunlara uyulduğu taktirde sadece denizde değil, karada ve havada da hiçbir tehlike olmaz. Kurallara uyulması şartı ile. Örneğin boğazda gemilerin geçişinde dikkatli olacaksın. Boğazda geçilecek gemi var, geçilmeyecek gemi var. Bunları iyi bileceksin. Ayrıca Çanakkale akıntılı bir boğaz olduğu için iskelelere yanaşmada çok dikkatli olunmasa gerekiyor. Bunlara da dikkat etmek gerekiyor.
* Küçüklüğünüzde hangi mesleği seçmek istiyordunuz?
- Küçüklüğümde de denizcilik mesleğin karşı büyük ilgi duyuyordum. İlkokula gidiyordum. Öğretmenlerimiz “Büyüdüğün zaman ne mesleğini seçeceksin? diye soruyordu. Bende “Denizci olacağım” diyordum. Çünkü bu meslek baba ve dede mesleği. Onları göre göre doğal olarak bu mesleğe çok ilgi duydum. Okuldan çıktıktan sonra tahta çantamızı bir kenara bırakıp babalarımızın, dedelerimizin Çanakkale ile Kilitbahir arasında sefer yaptığı bu teknelere gidip onların yanında duruyorduk ve onları kullanmaya çalışıyorduk.
* Asya ile Avrupa arasındaki deniz ulaşımı bağlantısını 70-80 yıl önce sizden de daha evvel dedeleriniz küçük yelkenli ve kürekli teknelerle sağlamışlar. Bu nasıl olmuş. Bu konuda da bize bilgi verebilir misiniz?
- Dedelerimiz zamanında yelkenli teknelerle bu deniz ulaşımı sağlanmış. O yıllarda Kilitbahir-Çanakkale arasında yelkenli teknelerle kürek çekerek bu ulaşım sağlanmış. Tabii çok zor oluyormuş bu. Saatler sürermiş bir yakadan karşı yakaya geçebilmek.
* Sizin zamanınızda yani 1964 yılından itibaren tekneler nasıldı? Bunlarla ulaşımı nasıl sağlandınız?
- Benim başladığım 1964’lü yıllarda ise 10-11 metre boyundaki kıçtan takmalı dümenli teknelerle bu ulaşımı sağladık. Kamaranın üstü bir yağmur veya deniz suyu geldiğinde akardı. İçerisi ise mazot kokardı. O yıllardaki teknelerin isimleri halen aklımda. Mesela “Akarsu”, “Varol” Türker”, “İlknur” isimli motorlar bunlardan bazıları. Çanakkale’de o yıllarda taksi yoktu. Bizlerde yolcu taşıyorduk. Zamanla araç da olmaya başlayınca küçük taksileri karşı yakaya geçirmek için yeni motorlar yaptık ve ahşap motorlarla 2 aracı bir yakadan karşı yakaya geçirmeye başladık. Hatta bunu ilk olarak “Çatlatan” motoru ile yaptık. Sonra “İlknur 1”, İlknur 2”, Boğaz Gülü” ve “Deniz Gülü” ile bu taşımacılığa devam ettik.
“DENİZE KUNDAĞI İLE DÜŞEN BEBEĞİ KURTARMIŞTIK”
* 50 yıldan buyana kaptanlık mesleğini yaptığınız söyleriniz. Bu 50 yıllık meslek hayatınız boyunca başınızdan geçen ilginç anılar olmuştur. Bunlardan bize bahseder misiniz?
- Bu süre içinde tabii ki başımdan çok ilginç olaylar geçti. Denizci olduğumuz için bizde anı çok oluyor. Örneğin çok iyi hatırlıyorum 2 Kasım 1966 günüydü. Gece 22.00 sıralarında "Rus şilebi ile “Derince” isimli arabalı vapur çarpıştı ve battı" dediler. Hemen o yıllarda sefer yaptığınız teknelerimizle geminin bulunduğu yere kadar gittik. Gemi filikalarını indirmişti. Deniz üzerinde bir tane tomruk yüklü kamyon yüzüyordu. Bir süre deniz üzerinde yüzdü. Bağlar çözülünce kamyon batarak denizin dibine doğru gitti. Yolcuları da geminin filikaları kurtardı. O sırada geminin bir personeli aylığını almış. Parasını da geminin makine aksamına koymuş. Parasını almak isterken maalesef orada kalıp hayatını kaybetmiş. 20 dakika içinde gemi sulara gömülmüştü. Bu kazada birkaç kişi ölmüş ve 4-5 kişi de kaybolmuştu. 100'den fazla yolcuyu da kurtardılar.
*Sanırım birde denize düşen bir bebek ile annesini kurtarmışsınız?
- Evet yine 1970’li yıllardı. O yıllarda Kilitbahir’de eski limanda elektrik yoktu. İstanbul'dan gelen otobüsler geldiğinde teknemizin yanında duruyordu. Kadın bir yolcu da o yıllarda gece tekneye binerken denize düştü. Onu kurtardılar. Ancak kadın bağırarak kundakta bebeğinin olduğunu ve denizde kaybolduğunu söyledi. Bunun üzerine bölgede arama yaptık. Bir baktık ki kundaktaki bebek denizin üzerinde yüzüyor. Kundak olduğu için bebek denize batmamış. Onu sağ olarak kurtarmıştık. O anı hayatım boyunca unutamam.
*1970’li yıllarda sahilde 2 zenci kişinin balıkçılar tarafından kıyıda baygın halde bulunması olayı da vardı anılarınız arasında. Ondan da bahseder misiniz?
- 1970’li yıllardı. Balıkçılar Kilitbahir civarında ırıp çekiyorlardı. Bizde teknemizin yanına geldik. Bir baktık balıkçılar 2 tane zenci kişiyi sahilde baygın halde bulmuşlar. Sonradan öğrendim ki Kilitbahir Havuzlar civarında 2 gemi çarpışmış ve biri batmış ve diğer gemi ise kaçmış. 11 personeli olan batan gemide de bunlar kurtulmuşlar. Diğerleri ise ölmüşler.
* Birde İstanbul’dan Çanakkale’ye kamyonla günlük getirilen gazeteler vardı. Onları da siz tekneniz ile hergün Çanakkale’ye ulaştırıyordunuz.  Sanırım bu gazetelerle birlikte birgün cenazeyi de sizin motora kaza ile koymak istemişler? Bu nasıl oldu?
- İstanbul’dan kamyonla gelen gazeteleri biz hergün motor ile Çanakkale’ye götürüyorduk. Yine 1970’li yıllar. Gece saatleri. Araçtan gazeteleri aşağıya indirirken birde o gazetelerin atında çarşafa sarılı bir şey vardı. Sonra onu da aşağıya indirerek bizim tekneye koymaya başladılar. Bu çarşaf içinde ne var diye baktığımızda birde baktık ki bir ceset var. Meğer Keşan’da ölen bir kişiyi çarşafa sarıp koymuşlar aracın içine. Az kalsın onu da gazetelerle birlikte Çanakkale’ye götürecektik.
“AHŞAP TEKNELERDE KAPTANLIK YAPMAK DAHA GÜZELDİ”
* Bu mesleği herkes yapabilir mi?
- Tabii ki bu mesleği herkes yapamaz. Bunun için o kişinin içinde o mesleğe karşı ilgisi ve arzusu olması lazım.
* Sizce eski ahşap tekneler mi, yoksa şu anki saçtan yapılan tekneler mi daha iyi. Siz kaptan olarak şuan hangi tekneyi kullanmak isterdiniz?
- Yenilik doğal olarak iyi. Ama şu da bir gerçek ki ben eskiyi arıyorum. Yani eski dönemdeki o ahşap teknelerde kaptanlık yaptığım günleri aradığımı söyleyebilirim. O zamanlardaki tekneler bizim için çok daha iyiydi. Şimdi bu tekneler büyük gemilere döndü. Her tarafı elektronik. Bizim zamanımızda elektronik yoktu. Ahşap teknelerde gaz kolu ip, şanzıman kolu sopaydı. Nerde o günler?.. Samimi söyleyeyim eski günleri arıyorum.
* 50 yıl önce hava çok fırtınalı olduğu zaman nasıl ulaşım sağlıyordunuz. Ahşap teknelerle bu zor olmuyor muydu?
- Fırtınalı havalarda Liman Başkanlığı bize müsaade etmiyordu. Ancak biz yine de çok acil bir durum olduğu zaman Liman Başkanlığı’ndan izin alarak sefere çıkıyorduk.  Burada bu konu ile ilgili bir anımı daha sizlerle paylaşmak istiyorum. 1970’li yıllardı. Bir cenaze vardı. Cenazeyi Kilitbahir’e getirdiler. Bunun mutlaka Çanakkale’ye götürülmesi lazım. Sabah gelen cenaze öğlene kadar bekledi. Çünkü o gün onun defini gerekiyor. Hava çok fırtınalı olduğu için liman başkanlığı izin vermiyordu. Bende bütün riskleri göze alarak izin olmadığı halde cenazeyi motora koyup Çanakkale’ye götürdüm. Tabi Çanakkale iskelesine inişte Liman Başkanı bize cezayı keski. Ne yapalım. Ödedik cezayı. Fakat cenazeyi de define yetiştirdik.
* Deniz mi, hava mı, yoksa kara yolumu sizce daha güvenli?
- Bence deniz yolu daha güvenli. Ancak buradan şunu da söylemek isterim. Her ne kadar benim açımdan deniz yolu güvenli olsa da kara ve hava yolu da kurallara uyularak dikkatli ulaşım yapıldığı taktirde onlar da güvenli. Benim mesela 50 yıllık meslek hayıtımda bir kazam olmadı. Burada önemli olan dikkatli olmak ve kurallara uymak.
* Kaptanlık mesleğini yapmak isteyenlere neler tavsiye edersiniz?
- Bu işi yapacak kişinin mutlaka içinde hevesi olması lazım. Eğer o heves içinde yoksa bu işi yapamaz. Başarılı da olamaz.
* Bu 50 yıllık süre içinde “Keşke bunu yapmasaydım” dediğiniz bir şey oldu mu?
- Bazen öyle olaylar oluyor ki mesleğinden nefret ediyorsun. Her geçen sene işlerimiz zorlaşıyor. Nefret ettiğimin ertesi günü de onu unutup yine devam ediyorum işime. Artık buna alıştım yani.
* Kaptanlık mesleğini ne kadar daha sürdürmeyi düşünüyorsunuz?
- Sağlığım elverirse 3-5 sene daha bu mesleğe devam ederim. Ardından da halen yetiştirdiğimiz gençlere bu mesleğimizi emanet ederiz. Onlarında bu mesleği layığı ile yapacağına inanıyorum.
*Bizleri kırmayıp sorularımıza cevap verdiğiniz izin teşekkür ediyorum…
- Ben de bana bu imkanı sağladığınız için size teşekkür ediyorum.

Etiketler : Kilitbahir , Zafer Türker
5056 kez okundu