YUKARI ÇIK

Çanakkale Travel
Çanakkale Travel
Anzac Hotel Çanakkale Şehitlik Turu

"Ninnilerim Hep Babamın Sazlarıydı"

03 Eylül 2013 tarihinde eklendi

Musiki ile tanışması çocukluk yaşlarında başlamış Aydın Tekindor’un. Babası  Fahrettin Tekindor da musiki ile yakından ilgilendiği için onun sayesinde müziğe karşı büyük ilgi duymuş. İlk konserini de 7 yaşında bağlama çalarak vermiş. Kendini geliştirmiş ve beste yapmaya da başlamış. İlk bestesini de 1958-1960 yıllarında lise 2. sınıfta yapmış. İlk bestesi “Eski Bir Şarkıyı Söyler Denizler” isimli eseri TRT Repertuarına giren ilk eseri olmuş. Aslen Bolulu olmasına rağmen ablasının Çanakkale’de öğretmen olması sebebiyle çocukluluğundan itibaren her yıl Çanakkale’ye gelen Aydın Tekindor buradan kopamamış. Sonunda da emekli olduktan sonra 1994 yılında hemen Çanakkale’ye yerleşmiş. Bestekar kimliği ile ön plana çıkan Aydın Tekindor geldiği 1994 yılında rahmetli Avukat İbrahim Engin’in teşviki ile Çanakkale’de Belediye bünyesinde Türk Sanat Müziği Korosu’nun kurulmasına öncülük etmiş. Yaklaşık 22 yıldan buyana da bu koronun şefliğini yürütüyor. Çanakkale’de gencinden yaşlısına herkesi bu koroda bir araya getiren Aydın Tekindor en büyük hedefinin ise yine belediye bünyesinde Türk Sanat Müziği ağırlıklı bir konservatuar kurulması olduğunu söylüyor. Bugün sizlere Bestekar Aydın Tekindor’u tanıtmak istedik. İşte o röportaj….
 
ÖZEL RÖPORTAJ: AYHAN ÖNCÜ / ÇANAKKALE
E-Mail: info@canakkaletravel.com


* Bize kendinizi tanıtır mısınız?
- 1945 Bolu doğumluyum. İlk, orta ve lise tahsilimi Bolu’da tamamladım. Daha sonra ise üniversite tahsilim için İstanbul’a geldim.
* Müziğe karşı merakınız nasıl başladı? Bundan bahseder misiniz?
- Babam rahmetli Fahrettin Tekindor Bolu Musiki Derneği’ni kuran kişidir. Hemen hemen 7-8 Türk Sanat Müziği aleti çalardı. İyi nota bilgisi vardı. Babam 50 küsur yaşlarında öldü. Ben onu genç yaşlarımda kaybettim. Babam vefat ettiğinde lise 2. sınıftayım. Babamın asıl mesleği öğretmenlikti. O yıllarda Bolu’da bu şekilde bir musiki ile ilgili bir yerde yoktu. Çok merak etmiştim bende. Nasıl acaba babam bu musikiye gönül vermiş ve bunu öğrenmişti? Babamın öğretmenlik mesleğine başladığı yıllarda bazı yerlerde öğretmen okulları vardı. Bu musiki ile ilgili bilgileri de işte orada almış babam. Benim ninnilerim hep babamın sazlarıydı. Demek ki birazda kan o tarafa çekmiş. Sesim ve kulağımda iyiydi. 7 yaşında da babamdan ben bağlama çalmasını öğrendim. İlk konserimi de bağlama ile 7 yaşında verdim.
* Uzun yıllar Boğaziçi Üniversitesi’nde görev yaptığınızı biliyoruz. Oradaki göreviniz neydi?
- Boğaziçi Üniversitesi önce Robert Koleji idi. Biz o dönemde girmiştik. Sonra Boğaziçi Üniversitesi’ne dönüştü. Devlet memuru olmak istemeyen birçok arkadaşımız da o dönemde buradan ayrıldı. Benim orada imkanlarım iyiydi. Lojmanım vardı. Kızım Ayça’da okuyordu. Onun da geleceğini düşünerek görevimden ayrılmadım ve orada kaldım. Orada İdari Mali İşler Daire Başkanıydım. 1990-1991 yılına kadar orada çalıştım. Sonra Ankara’ya geçtim. 1994 yılında da Türkiye Azot Sanayi Genel Müdürlüğü’nden Genel Sekreter görevinde iken emekli oldum.
“İYİKİ ÇANAKKALE’YE YERLEŞMİŞİM”
* Bolu doğumlusunuz? Şuan ise Çanakkale’de yaşıyorsunuz. Niçin Çanakkale? Buraya yerleştiğinize göre Çanakkale ile ilgili bir bağlantınız vardır sanırım. Bundan da bahseder misiniz?
- İlkokul 3. sınıftan itibaren ben her yaz Çanakkale’ye geldim. Çünkü ablam Ayten Zarif burada öğretmendi. Devlet Su İşleri’nde Mühendis Yardımcısı İhsan Zarif’de eniştemdi. Ablam sayesinde her yıl yaz aylarını burada geçirdim. Üniversite yaşamımda da buradaki arkadaşlarım o kadar çoktu ki, buradan kopamadım. Mesela Ulvi Aksoy, Dr. Coşkun Kut ve Mesut Arıkan gibi çok sayıda arkadaşım sayesinde hep Çanakkale’ye gidip geldim. Emekli olduktan sonra da yani 1994 yılında “Bolu’ya mı, yoksa Çanakkale’ye mi yerleşeyim?” diye çok düşündüm. Sonunda çok iyi bir karar vererek Çanakkale’ye yerleştim. Gerçekten de bu kararırımın çok isabetli olduğunu şimdi çok iyi anlıyorum.
* Üniversite yıllarında “Yonca Üçlüsü” adlı topluluğunuz varmış galiba. O toplulukla o yıllarda Halk Ozanlarımızın şarkılarını çok sesli olarak bağlama, gitar, bongo gibi enstrümanları kullanarak plağa okurmuşsunuz. O yıllardan biraz bize bahseder misiniz?
- Robert Kolej’de daha yeni çalışmaya başlamadığım senelerde iyi bağlama ve gitar çalan Bolulu hemşerim Tayyar ile birlikte kolejden 3-4 arkadaşımızda eşliği ile Yonca Üçlüsü” adlı topluluğu kurduk. Hakikaten o yıllarda çok güzel bir gruptuk. Bu grubumuzun o yıllarda Modern Folk Üçlüsü’nün çıktığı senelere rastlar. 1964-1965 yıllara civarında oluşan bir gruptu bu. Hatta o yıllarda Milliyet Gazetesi’nin güzellik yarışmaları olurdu. İlk konserimiz de o yarışmada vermiştik. Fakat grubumuzdaki kişilerin hepsi öğrenciydi. Doğal olarak bir süre sonra mezun olup gidince grupta kimse kalmadı. Ben de tek başıma kalınca grup da dağılmış oldu. Gruptan Tayyar ile zaman zaman görüşüyorum. Fakat diğerleri ile hiç görüşemedim. Şimdi nerelerdeler ve ne yapıyorlar bilemiyorum.
“İLK BESTEMİ LİSE 2. SINIFTA YAPTIM”
* İlk bestenizi kaç yılında yaptınız? İsmi neydi?
- İlk bestem “Eski Bir Şarkıyı Söyler Denizler” isimli eserimdi. Lise 2. sınıftaydım. 1958-1960 yıllarıydı sanırım. O yıllarda yapmıştım bu bestemi. TRT Repertuarına giren ilk eserimde oydu.
* Beste yapmak  ve söz yazmak bir yetenek işi. Bize bestelerinizi nasıl yaptığınızı anlatabilirimsiniz?  Bir bestenin ortaya çıkması ne kadar süre alıyor?
- Beste yapmak sizin sözle ruhen barışık olmanıza bağlı. O sözler sizi gerçekten çok etkiliyorsa çok kısa sürede bir şeyler yapabilirsiniz. Eğer sözler sizi biraz zorluyorsa daha uzun zamanda besteler ortaya çıkabiliyor. Ben genelde şiir ile müziğin ayrı olmasını düşünemiyorum. Yani söz ile beste birlik içinde olmalı. Şiirde de biz musiki olduğuna inanırım. Beste yaparken de o sebeple sözlere çok dikkat ederim. Yani sözde çok güzel olmalı.
* Biz sizi bestekar olarak biliyoruz. Söz de yazıyor musunuz?
- Tabiî ki söz de yazıyorum. Mesela ilk bestem olan “Eski Bir Şarkıyı Söyler Denizler” isimli eserimin sözlerini de ben yazmıştım. Burada hem söz, hem beste bana aitti. Fakat benim için beste yapmak daha önemli. Buna ağırlık veriyorum.
* Birçok ünlü bestekar ve söz yazarı ile de çalışmışsınızdır. Bu konu hakkında da bilgi verebilir misiniz?
-  Doğrudur. Çok sanatçı ile çalıştım. O yıllar İstanbul’da olduğum yıllardı. Yani 1990’lı yıllar. O yıllarda müzik ticari yönden de revaçtaydı. Kaset yapmak filan zordu. O yıllarda biz her 10-15 günde bir sanatkarın evinde toplanırdık. Mesela Yüksel Uzel’in evine gidilirdi. Beste yapan arkadaşlar yeni bestelerini masaya koyarlar, söz yazanlar sözlerini koyarlardı. Herkes birbirinden alışveriş yapardı. Mesela Yüksel Uzel “Ben bu şarkıyı aldım” der, diğeri de “Ben de bu şarkıyı aldım” derdi. Şimdi maalesef artık öyle bir şey kalmadı.
* Bestelerimizi okuyan sanatçılar da bahsedebilir misiniz?
- Yüksel Uzel, Metin Milli, Samime Sanay, Hüner Coşkuner, Serap Akbulut gibi sanatçılar benim birçok bestemi okudular.
“BESTELERİMİN SAYISI 120’Yİ AŞTI”
* Televizyonda veya radyoda besteleriniz seslendirilirken ne hissediyorsunuz?
- Çok güzel bir duygu bu. Bu konuda bir de anım var. Size bu anımı da özellikle anlamak istiyorum. İlk bestem olan “Eski Bir Şarkıyı Söyler Denizler” isimli şarkıyı yıllar sonra Samime Sanay okumuştu. Birgün memleketim Bolu’ya gidiyordum. Bolu Dağı’nda bir kahvede çay içeyim dedim. Köylüler oturmuşlar herkes çay içiyor. O sırada radyoda bir şarkı çalıyor. Ben de bu şarkıyı bir yerden hatırlıyorum ama nereden demeye başladım. Sonradan bu şarkının benim ilk etsem olduğunun farkına vardım. Orada herkese “Bu benim şarkım” demek geldi içimden. Beğenilen bir şarkının o yıllarda radyolardan çalınması beni gerçekten çok mutlu etti. Televizyon ve radyolarda da zaman zaman benim bestelerimin çalınması tabiî ki beni mutlu ediyor
* Şuana kadar kaç beste yaptınız? Sayısını hatırlıyor muzunuz? Bu bestelerinizden tanınanlardan birkaç örnek verebilir misiniz?
- Şuana kadar beste sayım 120’yi aştı. Bunların arasında “Eski Bir Şarkıyı Söyler Denizler”,”Gurur”. “Karşıyaka”, “Bana Nemli Bakışlarla” gibi 7-8 parçam birçok ünlü sanatçı tarafından kasetlere okundu.
* Genelde sanatçılar bestekarların şarkılarını okuyup ön plana çıkarlar ve hep onlar tanınırlar. Bestekarlar hep ikinci panda kalır. Birçok ünlü şarkıyı çoğu kişi sözleri ile birlikte ezbere okur. Fakat bestekarların isimleri pek bilinmez. Bu sizi rahatsız etmiyor mu?
- Bu gerçekten çok önemli bir konu. Örneğin şarkılar okunurken “Aydın Tekindor’un bestesidir” denilirde, söz yazarının ismi söylenmez. Hatta konserlerde biz bile yapıyoruz bunu. Aslında bu isimlerlin söylenmesi lazım. Çünkü bir beste iki ruhla ortaya çıkıyor. Bunlarda söz ve müzikle oluyor. Bestekarlar bir nebze isimlerli ile anılıyor ama, söz yazarlarına büyük haksızlık yapılıyor. Her iki isminde mutlaka söylenmesi gerekiyor.
“BESTEKARLARLAR HAK ETTİKLERİ PARALARI ALAMIYORLAR”
* Sanatçılar bestekarların şarkılarını okuyup ünlü olup önemli bir yere geldikten sonra o bestekarları unutup gidiyorlar. Örneğin Çanakkale’nin yetiştirdiği Bestekar Teoman Alpay. Bu bestekarımızın şarkıları ile ünlenen sanatçılar büyük bir vefasızlık örneği sergileyip cenazesinde bile onu hatırlamamışlardı. Sizce bu vefasızlık niye?
- Bu sadece Teoman Alpay’a has bir durum değil. Bütün bestekarlar ve söz yazarları aynı durumda maalesef. Mesela öyle bestekarlar ve söz yazarları var ki, hastane köşelerinde kimsesiz öldüler. Bu durum hem devletin sahip çıkmaması, hem de halkımızın gereği gibi vefa göstermemesinden kaynaklanıyor. Teoman Alpay lafı geçmişken bir şeyi daha söylemek istiyorum. Bazı gazetelerde de okudum, bazı konserlerde de söylenmiş bu. Çanakkale’de koroların da Teoman Alpay’a karşı çok vefasız olduğu ve onun ile ilgili bir şey yapmadıkları söylenmiş. Kendim için söylüyorum. Bu doğru değil. Hemen hemen her konserime Teoman Alpay’dan mutlaka birkaç şarkı koymuşumdur.  Teoman bey öldükten sonra Çanakkale’de ilk “Teoman Alpay Gecesi”ni Yalı Hanı’nda da yapan yine benim. Halen de bu hatırlanır. Ölümünün ardından Teoman Alpay ardına 2-3 kez konser yapmışımdır. Bunu şunun için söylüyorum. Ben üstüme düşen görevi yapmaya çalıştım.
* Sizce Türkiye’de bestekarlara gerekli ilgi gösteriliyor mu? Gerçekten hak ettikleri paraları alabiliyorlar mı?
- Hayır. Kesinlikle bestekarlara gerekli ilgi gösterilmiyor ve hak ettikleri paraları da maalesef alamıyorlar. Bu bir sanat. Sanatı ben çok ayrı düşünüyorum. Sanatçının yetişmesi çok farklı. Herkes sanatçı olamıyor. Doğuştan Allah’ın verdiği bir yetenek işi bu. Size Allah bir yeterek vermemişse istediğiniz okulda okuyun o işte başarılı olamazsınız. Şu sıralar biraz işte Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği’nin (MESAM) devreye girmesi ile telif hakları yasası düzelir gibi oldu. Bu konuda emek sahibi olanlar bir miktar para alır hale geldiler. Tabii bu asla Amerika ve Avrupa’daki telif hakları yasası ile asla mukayese edilemez. Oralardaki telif hakları yasası burada olsa şuan burada emek sarf eden sanatçılar çok daha rahat bir yaşam sürebilirlerdi.
* Kızınız Ayça Tekindor da tanınmış bir kişi. Keman Sanatçısı ve şarkıcı kimliği ile birçok programda yer aldı. O da sizin yolunuzdan gidiyor galiba?
- Ayça bir ara kemana çok önem verdi. Sesi de güzeldi. Fakat bu bir meraktı sanırım.  Şimdi TRT’de bazı programlar yapıyor.
* Çanakkale’ye yerleştikten sonra belediyenin kurduğu Türk Sanat Müziği korosunda şeflik yapmaya başladınız. Bu fikir nasıl ortaya çıktı?
- Daha önceki yıllarda da Çanakkale’ye gelip gittiğimde Türk Sanat Musikisi ile büyük ilgisi olan Avukat İbrahim Engin’i bana söylüyorlardı. Eşim Deniz bankada çalışıyordu. İbrahim Engin bankaya gittiğinde benimle tanışmak istediğini söylemiş. Allah rahmet eylesin 1994 yılında Çanakkale’ye geldiğimde  Avukat İbrahim Engin ile bir görüşmem oldu. İlk görüşmemizde bana hemen “Bir koro kuralım” dedi. O sırada da Çanakkale’de bir veya iki tane koro vardı. “Abi burası küçük şehir. Zaten bir iki tane koro var. Kim gelecek ki ?“ dedim. Bana “Sen onu bunu bırak. Bir koro kuralım” dedi. O zaman Belediye Başkanı İsmail Özay idi. Kendisi onun ile konuşmuş. Belediye Başkanı Özay da “Tamam. Ben istediğiniz desteği veriyorum” demiş. Koroyu kurduk ve ilanını verdim. Biranda 50 kişi kayıt için geldi. Biz ilgi karşısında çok şaşırdık. Ocak ayında koromuzun 22. kuruluş yılına gireceğiz. Tahmin ediyorum Çanakkale Belediyesi’nde 22 yıl kesintisiz devam eden bir sosyal hizmet yoktur.
“EN BÜYÜK HEDEFİM ÇANAKKALE’DE TÜRK SANAT MÜZİĞİ AĞIRLIKLI BİR KONSERVATUAR KURULMASI “
* Şuana kadar koroda kaç kişiye ders verdiniz? Bu çalışmalarınız devam edecek mi?
- 1994 yılından buyana 300-350 kişi bu koroda yer almıştır.Bu da önemli bir sayı. Koro çalışmalarımın bir terslik olmadığı taktirde bundan sonra da devam edecek
* Şuana kadar yapmak isteyip de  yapamadığınız bir şey var mı?
- Evet yapmak isteyip de yamamadığım bir şey var. 1994 yılında Çanakkale’ye ilk geldiğim sene ROTARY Kulübü beni yemeğe davet etmişti. İçlerinde birkaç kişi dışında tanıdığım yoktu. Ben orada Çanakkale’nin çok önemli bir şehir olduğunu ve bir noksanının olduğunu söyledim. Çanakkale’de özellikle müziğe karşı ilgisi olan çocukların İstanbul ve İzmir gibi şehirlere gönderilmesi yerine işadamları ve belediyenin desteği ile şehirde  kurulacak “Belediye Konservatuarı”nda eğitim görebileceklerini söyledim. Bu konuda da üzerime düşen görevi yapmaya hazır olduğumu söyledim. Rahmetli Avukat İbrahim Engin ile birlikte Denizli’ye gittik. Orada bulunan Belediye konservatuarı ile ilgili bütün kuruluş tüzüklerini falan alıp Çanakkale’ye geldik. Ardından da bunu belediyeye verdik. Aradan 19 yıla yakın bir zaman geçti. Halen ortada bir şey yok. Şuan üniversitede bir konservatuar  kuruldu. Fakat bu batı ağırlıklı. Biz burada Türk Sanat Müziği ağrılıklı bir konservatuardan yanayız. Bunun kurulmasını istiyoruz. Bu benim şuana kadar yapmak isteyip de yapamadığım bir konudur. Halen geç kalınmış değil. Bunu ben yapmasam da benden sonra gelecekler bu konservatuarı belediye bünyesinde kurarlarsa çok iyi olur.
* Son olarak müziğe karşı ilgisi olan genç yaşlı herkese neler söylemek istersiniz?
- Müzik ayrı bir dünya. Her şeyden önce onda da bizim özümüz çok önemli. Yani kendi müziğimiz önemli. Kendi müziğimizi de böyle aşağılara düşürmeden, kötü sözlerle süslemeden yaşatmak lazım. Çünkü Anadolu’da kurulan her koronun bu öz müziğimizin unutulmamasına çok büyük katkısı var. Bunların artması ve buraya gelecek kişi sayısının da arttırılması gerekir.

2418 kez okundu