YUKARI ÇIK

Çanakkale Travel
Çanakkale Travel
Anzac Hotel Çanakkale Şehitlik Turu

Öğretmendi, Avukat Oldu

09 Eylül 2013 tarihinde eklendi

Dile kolay tam 46 yıldır Çanakkale’de avukatlık yapıyor. Hemen hemen Çanakkale’nin çoğu onu tanır. Gariban dostudur. Birinin adliyede işi olsa hemen ona koşar. Biraz bilgi almaya çalışır. O da elinden geldiğince kendilerine yardımcı olmaya çalışır. Evet Avukat Hasan Sipahi’den bahsediyorum. 80 yaşına gelen Avukat Hasan Sipahi’nin hayat hikayesi aslında bir roman gibi. 8 yaşında annesini, 10 yaşında da babasını kaybeden Hasan Sipahi, bu günlere gelmesinde devlete minnettar. Çünkü anne ve babasını çocukken kaybettikten sonra devlet onu parasız yatılı olarak okutmuş. Her konuşmasında “Devlet eğer o yıllarda benim elimden tutmasaydı okuma imkanı bulamayacaktım. Bana bu imkanı sağlayan devletime teşekkür ve minnet borçluyum” diyor. Aslında Hasan Sipahi bir öğretmen. Yıllarca yurdun değişik bölgelerinde öğretmenlik yapmış. Daha sonra liseyi dışarıdan bitirdikten sonra Hukuk Fakültesi’ne girip Avukat olmuş. 46 yıldan buyana da Çanakkale il merkezinde başarı ile bu Avukatlık mesleğini sürdürüp genç avukatlara da öncülük yapıyor. Yaşı 80’e gelen Hasan Sipahi, “Niyetim önümüzdeki yıllarda artık mesleği noktalamak. Elimdeki dosyaların sayısını azaltarak  2-3 yıl içinde artık dinlenmeyle çekilebilirim” diyor. Bu haftaki sayımızda sizlere öğretmenlik mesleğinden Avukatlığa geçiş yaparak 46 yıldır Çanakkale’de bu mesleğe devam eden Hasan Sipahi’yi tanıtmak istedik. İşte o röportaj….

ÖZEL RÖPORTAJ: AYHAN ÖNCÜ / ÇANAKKALE
E-Mail: info@canakkaletravel.com


* Bize kendinizi tanıtır mısınız?
- 10 Ekim 1933 yılında Çanakkale’de doğdum. İlköğretimimi Cumhuriyet İlkokulu’nda tamamladım. O yıllarda Çanakkale’de bir tek ortaokul vardı. Ortaokulu da 1948 tarihinde bitirdim. Daha sonra Edirne Öğretmen Okulu’na gittim. Edirne’deki bu okulda parasız yatılı olarak okudum. 1951 yılanda öğretmen okulundan mezun oldum. Öğretmen okulunun ardından ise sırasıyla 1951 yılında 1 yıl Mardin’in Midyat ilçesinin bir köyünde, 1953-1955 yılları arasında da 2 yıl Ağrı ilinin Eleşkirt ilçesinin Toprakkale köyünde olmak üzere toplam 3 yıl ilkokul öğretmenliği ve yöneticiliği yaptım. Bu arada askerliğimi 18 ay yedek subay olarak İstanbul’da yaptım. Daha sonra yasa gereği bugün Çanakkale il merkezinde Eğitim  Fakültesi olarak bilinen yerde Eğitim Yüksekokulu’nu tamamladım. Okulu tamamladıktan sonra Ankara Valiliği emrine verildim. 2,5 ay ilkokul müfettişi olarak Ankara ilinin Çubuk ilçesinde görev yaptım. Ardından da kararname ile tayinim Gümüşhane’ye yapıldı. 1957 yılından 1960 yılına kadar Gümüşhane İlköğretmen Okulu’nda öğretmen ve idareci olarak çalıştım. Bu arada Gümüşhane’de lise açılınca orada 3 yıl Genel Psikoloji ve Felsefe derslerine girdim. Kısacası 8 yaşında annemi, 10 yaşında da babamı kaybettim ve devletim sayesinde okudum. Öğrenimimin sağlanmasında, meslek sahibi olmamda devletimin çok büyük yardımını gördüm. Devlet eğer o yıllarda benim elimden tutmasaydı okuma imkanı bulamayacaktım. Bana bu imkanı sağlayan devletime teşekkür ve minnet borçluyum.
ÖĞRETMENLİKTEN AVUKATLIĞA UZANAN YOL…
* Çanakkale’nin en eski avukatlarındansınız. Sizin geçmişiniz aslında öğretmenlik mesleğine dayanıyor. Yıllarca öğretmenlik yapmışsınız. Avukatlık mesleğine başlamanız nasıl oldu? Kaç yılında Çanakkale’de avukatlığa başladınız?
- O yıllarda öğretmen okulunu devlet hesabına okuduğumuz için imzaladığımız sözleşme gereğince mecburi hizmetlerimizi yapmamız gerekiyordu. Öğretmen okulu mezunlarının da direkt üniversiteye gitme hakkı yoktu. Mutlaka dışarıdan lise diploması alması gerekiyordu. Gerçi okunanlar aynı ders ama, demek o günün şartları altında devlet okuttuğu kişilerin bir başka mesleğe gitmesi yerine kendi ilinde bulup da çalıştırmaya önem veriyordu. Bende bu durum karşısında Ağırı ilinin Eleşkirt ilçesinde ilkokul öğretmenliği yaparken Milli Eğitim Bakanlığı’na başvurarak Erzurum Lisesi’ni dışarıdan bitirdim. Böylece üniversiteye gitme hakkını da elde ettim. 1960’lı yıllarda kendim Gümüşhane’de görevliyken maalesef bir türlü Ankara’ya tayinimi yaptıramadım. Hiç olmazsa bari Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girip orayı bitirme imkanım olabilirdi. Bu olmayınca bende öğretmenlikten istifa ettim. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi sınavlarını kazanarak 1960 yılında kaydımı yaptırıp bu okulda okumaya başladım. 4 yılda okulu tamamladıktan sonra Çanakkale’de Avukatlık stajımı yaparak burada görevime başladım. İlk avukatlığa başlayışım Çanakkale’de 6 Mayıs 1966’dır. O tarihten buyana avukatlık yapıyorum.
* Çocukluğunuzda istediğiniz ve kendinize hedef seçtiğiniz mesleğiniz avukatlık mıydı? Yani istediğiniz bir mesleği mi yapıyorsunuz?
- Ortaokuldayken öğretmenlik mesleğine karşı ilgi duyuyordum. Şartlar beni oraya da götürdü. Bir süre yurdun değişik yerlerinde öğretmenlik de yaptım. Ardından da Hukuk Fakültesini bitirerek Avukat oldum. İstediğim bir mesleği yapıyorum diyebilirim.
“ADALET HİZMETLERİ VİLAYET BİNASININ BİRİNCİ KATINDA YERİNE GETİRİLİYORDU”
* 1966’lı yıllardaki adliye binası neredeydi? O yıllardaki mesleğiniz hakkında bize bilgi verir misiniz?
- Çanakkale’de o yıllarda bir adliye binası yoktu. Adalet hizmetleri Çanakkale Vilayet binasının birinci katında yerine getiriliyordu. Binanın ilk katında avukatlar olarak bizim küçük bir odamız vardı. 6-7 avukat orada oturabiliyorduk. Şartlarımız sınırlıydı. Genelde duruşma esnasında koridorlarda bulunurduk. Diğer ülkelerde özellikle Avrupa’da adalet binaları o şehrin en güzel yerlerinde dikkat çeken bir şekilde yapılırdı. Fakat Çanakkale’de o yıllarda malesef öyle bir bina yoktu. Son yıllarda ülkemizde de yeni modern adalet binaları yapılıyor. Bu da çok güzel bir durum.
* İlk baktığınız davayı hatırlıyor musunuz?
- 1966 yılında baktığım ilk dava bir gazeteci ile ilgili davaydı. Adının Ahmet olduğunu hatırladığım bir basın mensubunun “basın yoluyla hakaret” davasına bakmıştım. O ilk davamda da basın mensubunu beraat ettirmiştim. Avukatlık mesleğimde ardından Avukat Necdi Kumkaleli ile beraber yıllarca çalıştık. Necdi beyin benim mesleğimin gelişmesinde çok emeği vardır. Kendisini rahmetle anıyorum.
* 46 yıldır aralıksız Çanakkale’de avukatlık yapıyorsunuz? Bu çok uzun bir süre. Bu görev süresi içinde yaşadığınız zorluklar neler oldu?
- Her mesleğin zorlukları var. Bizimde mesleğimizin zorlukları var. Mesleğe ilk başladığımızda acemiliğimizde zorluklar çektim. Bu süre içinde Adliyede yer alan memurlardan ve diğer görevlilerden çok büyük yardımlar gördüm. Hakimlerimizden de büyük yardımlar gördüm. Örneğin Rahmetli Hüseyin Avni Bey vardı. Hüseyin Avni Baksı. Bu ve bunun gibi her mahkeme hakiminden gereken yardımı gördüm. Hepsine teşekkür ediyorum. Görev sürem içinde çektiğim en büyük zorluk ise vatandaşlarla yaptığım görüşmelerde oluyor. Karşımda taraflar var. Sanıklar var. Herkes tam meramını ifade edemiyor. Veya bazı bilgileri saklıyor. O zamanda biz zorluk çekiyoruz.
“1966 YILINDA İL MERKEZİNDE AVUKAT SAYISI 8-10 TANEYDİ”
* 46 yıl önceki avukatlık mesleği ile şu anki avukatlık mesleğini karşılaştırmanızı istesek neler söylersiniz?
- 46 yıl önce avukat olarak yararlandığımız kaynaklar çok sınırlıydı. Ders kitaplarımız ve duruşmalar esnasında getirdiğimiz ayrı kitaplar vardı. Günümüzde ise teknolojinin gelişmesi ile kaynak sayısı çok arttı. Her türlü bilgiye artık çok kolay ulaşılabiliyor.
* 1966 yılında Çanakkale merkezde kaç avukat vardı? Bunlardan birkaçının isimlerini söyleyebilir misiniz?
- O yıllarda baro başkanımız rahmetli Ata Soyuer’di. 1966 yılında ilçelerle birlikte avukat sayısı 25’i geçmezdi. İl merkezinde ise avukat sayısı 8-10 kadardı.
* Mesleğinizin en büyük zorlukları neler?
- Hakikati ortaya çıkarmak çok güçtür. Bazı hallerde vatandaşlar tam meramını size anlatamazlar. Veya olayları kendilerine göre anlatırlar. Sizi eksik bilgilendirirler. İşte bu gibi durumlarda avukat olarak sizin bu eksiklikleri tamamlamak için çaba sarf etmeniz gerekiyor. Bu da sizi oldukça zorluyor. Adaletin tecellisinde bizim birinci amacımız gerçeğin ortaya çıkarılmasında mahkemeye yardımcı olmak.
* 1983-1988 yılları arasında Baro Başkanlığı görevini yürüttünüz sanırım? Bundan da bahseder misiniz?
- 1980 darbesi sonrası Çanakkale özel bir statüye tabi olmuştu. Bir arkadaşımız görüşleri nedeniyle tutukluydu. Ben 1983 yılında arkadaşlarımın talebi ile Çanakkale Barosu Başkanı oldum. Tabii 1980 sonrası şartları içerisinde bayağı mücadele verdik. Fakat Çanakkale Barosu bu mücadeleden alnının akı ile çıkmayı başardı. O dönem ile ilgili baromuza ve alınlarımıza katiyetle yapıştırılmış kötü bir damga yoktur. Mesela o dönemde tutuklu olan arkadaşımız için aramızda nöbet çizelgesi yapmıştık. Hepimiz gittik arkadaşımızı savunduk. Düşününüz, yanlış ve hatalı bir karardan arkadaşımıza 8 yıldan fazla bir ceza verilmişti. Yargıtay’da temyiz işlemimizi yapmıştık. Arkadaşımızı 3-2 oyla cezadan kurtarmıştık. Hatta o arkadaşımızın tahliye ettirdikten sonra görev başlayıp başlamaması bile tartışma konusu olmuştu.  Bizden önceki baro göreve başlatmakta tereddüt ediyordu. Biz görevi devralıp işe başlayınca ilk işimiz bu oldu. Arkadaşımız hakkında bir mahkumiyet kararı yoktu. Yargılanmaktaydı. Ceza Hukuk çerçevesinde sanık sıfatını taşıyan kişi masumdur. Ancak yargılama sonucunda mahkumiyet kararı kesinleşirse avukatlık yapması mümkün değildi. Bu itibarla hep beraber arkadaşlarla ortak karara vararak tereddüdü bırakarak arkadaşımızı oybirliği ile göreve başlattık. O dönemde yanımda olan yönetim kurulu arkadaşlarımı da aldıkları bu karar sebebiyle kutluyorum. Hepsi dürüst, çalışkan, gerçeğin peşinden koşan kişilerdi. İlçelerden de büyük destek gördük. Aldığımız bu kararı da Adalet Bakanlığı’na gönderdik. Adalet Bakanlığı’da bu kararımıza aykırı bir görüş göstermedi ve arkadaşımız göreve başladı. Bu karamız İstanbul’da yargılanan arkadaşlarımıza da emsal teşkil etti. Barış davasından yargılanan arkadaşlarımızdan o zamanlar 9 kadar arkadaşımız tutukluydu. Tahliye oldular. Fakat İstanbul Barosu bu arkadaşlarımızı göreve başlatmakta tereddüt ediyordu. Bizde bizim aldığımız bu kararı onlara gönderdik. İstanbul Barosu’da bu kararımıza göre 9 avukat arkadaşımızı göreve başlattı. Yani Çanakkale Barosu o yıllarda Türk Hukuk tarihinde böyle bir olayın oluşmasına katkı sağladı diyebilirim.
“ÜNİVERSİTEDE 3 YIL GÖNÜLLÜ HUKUK DANIŞMANLIĞI YAPTIM”
* Üniversitelerin sayısı arttıkça doğal olarak Hukuk Fakültelerinin de sayısı artıyor. Sizin üniversiteden mezun olduğunuz dönemde Hukuk Fakültesi sayısı parmakla sayılacak kadar azdı. Şimdi hemen hemen her üniversitede bir Hukuk Fakültesi var. Bu fakültelerinin sayısının artması kaliteyi düşürüyor mu acaba?
- Benim Hukuk Fakültesi’ne kaydolduğun 1960 senesinde Türkiye’de 2 üniversitede Hukuk Fakültesi vardı. Bunlarda Ankara ve İstanbul Üniversiteleriydi. Sanırım yine o yıllarda İzmir’de de bir Hukuk Fakültesi devreye girmişti. Şuanda Türkiye’de Hukuk Fakültelerinin sayısının 104 olduğu söyleniyor. Ne kadar gerçek onu da bilmiyorum. Bu bir hükümet politikasıdır. Her ilde bir üniversite gerekir mi? Bunun aksini savunan da çıkabilir. Alınan bu kararı savunanlarda çıkabilir. Buradaki amaç o ildeki öğrencilerin başka illere gitmesinin bazı hallerde mümkün olamayacağı ve ailelerin sıkıntıya düşebileceği olabilir. Tabii bu konu tartışılabilir. Burada tek sıkıntı şu olabilir. Acaba yeni açılan Hukuk Fakülteleri’nde öğretim görevlisi ve üyesi yeterli mi? Yani burada öğrenim gören öğrenciler gerekten istenilen eğitim alabiliyorlar mı? Bu çok önemli.
* Bir yandan avukatlık mesleğini sürdürürken diğer yandan da Çanakkale Onsekiz Mart Üniversite’nde öğretim görevlisi de oldunuz. 1998 yılında Biga İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde derslere de girdiniz. Bundan da bahseder misiniz? Halen bu devam ediyor mu?
- 1992 yılında Onsekiz Mart Üniversitesi kurulduğu zaman üniversitenin Hukuk Servisi mevcut değildi. O zamanlar Rektör Prof. Dr. Abdurrahman Güzel’di. Ben o zamanlar fahri olarak kendilerine yardımcı oldum. 3 yıl kadar gönüllü olarak üniversitenin Hukuk danışmanlığını yaptım. O görevim devam ederken belki çoğunuz bilmeyebilirsiniz Onsekiz Mart Üniversitesi’nin hemen yanında 25 dönüm kadar bir meyvelik vardı. Bir vatandaş onun tapusunu almak için dava açtı. Bizde o davayı kazandık ve bu 25 dönümlük yeri üniversiteye kazandırdık. Ayrıca İsmail Özay’ın belediğe başkanlığı döneminde üniversitenin 4,5 dönümlük yeri çöplük alanına dahil edilmişti. Bu konuda dava açtım ve bu 4,5 dönümlük yeri de üniversiteye kazandırmış oldum. 1998 yılında da Biga İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde derslere girmeye başladım. Burada da öğrencilere ders veriyorum.
* Çanakkalelilerin çoğu sizi tanıyor. Zaman zaman size gelip “Çok zor durumdayım. Param da yok. Benim davama bakar mısınız? “ diyenler oldu mu?
- Muhtaç, fakir bazı kişiler var. Onlar bana yolda rastladıklarında bazı konularda adli işler ile ilgili soru soruyorlar. Hatta oturup birer çay da içiyoruz. Bende onlara bildiğim kadarı ile bilgi vermeye çalışıyorum. Tabi buda sınırlı kalmak kaydı ile oluyor. Fakat avukat tutamayacak durumda olanlara ise Çanakkale Barosu yasa gereği bir avukat verebiliyor.
“KİŞİ SUÇLU OLSA BİLE ONUNDA SAVUNMAYA İHTİYACI VAR”
* Genç avukatlar sıra ile okullarından mezun olup sizi takip ediyorlar. Yeni nesil avukatlara duayenleri olarak tavsiyelerinizi alabilir miyiz?
- Zamanımızda avukat sayısında büyük bir artış var. Bu arkadaşlarımızın önemli bir bölümü de bir araya gelerek Hukuk Büroları’nda çalışıyorlar. Bu da günün şartlarına göre uygun bir çalışma sistemi. Ben avukatlık mesleğime devam ettiğim sürece daha önce olduğu gibi bundan sonra da genç avukat arkadaşlarıma yardımcı olmaya devam edeceğim. Hepsi ile de aram iyi. Onlara benim tavsiyem hukuk kurallarına uygun bir şekilde gerçeğin ortaya çıkarılmasını sağlamalarıdır. Şahsen benim meslek hayatımda takip ettiğim ilkeler de bunlardır.
* Suçlu bir kişi size gelerek kendisini savunmasını istediğinde onu nasıl savunuyorsunuz? Kişinin suçlu olduğun bile bile yani..
- Kişi suçlu olsa bile onunda savunmaya ihtiyacı vardır. Acaba o kişi ne amaçla suçlu duruma düşmüştür? Bunun sebebini aramak lazım. Belki haksız bir saldırıya uğramıştır. Arazisine haksız yere el konmuştur. Suçluda bir insandır.  Onu o duruma iten şartların araştırılması gerekir. Kişi suçlu diye dava almama lüksümüz yok. Dediğimiz gibi suçluda bir insandır ve onun savunmaya ihtiyacı vardır. Fakat yüzde yüz suçu kesin olan bir kişi için de ben davasına gidemem. Çünkü davasına baktığım bir kişiye hukuken bir yardımımın dokunmasını isterim. Yüzde yüz suçu kesin olan bir kişiye de faydalı olamayacağım için o tür davaya girmek istemem.
* Haftanın 5 günü sürekli adliyedesiniz? “Artık yeter. Dinlenme vakti geldi” dediğiniz olmadı mı?
- “Artık yeter” desem de aldığım davalar var. Bilhassa İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’nde benim 8 dosyam vardı. Şimdi onların sayısı 3’e kadar indi. 2 tanesi şuan Yargıtay’da. Elimden geldiği kadar 46 yıl bu meslek ile uğraştım. Bayağı da kişileri tahliye ettirme imkanına kavuştum. Bu da insana bir zevk veriyor. Amacım gerçeğe uygun bir kararın çıkması,. Hukukun üstünlüğünün sağlanması. Tabi zaman zaman mesleği bırakma konusunu düşünmüyor değilim. Niyetim önümüzdeki yıllarda artık mesleği noktalamak. Elimdeki dosyaların sayısını azaltarak  2-3 yıl içinde  artık dinlenmeyle çekilebilirim.
(BU RÖPORTAJ AYNALI PAZAR GAZETESİ'NİN 08/EYLÜL/2013 PAZAR GÜNKÜ SAYISINDA YAYIMLANMIŞTIR)

Etiketler : Hasan Sipahi
5210 kez okundu