YUKARI ÇIK

Çanakkale Travel
Çanakkale Travel
Anzac Hotel Çanakkale Şehitlik Turu
02 Şubat 2019 tarihinde eklendi

2. Dünya Savaşı Yıllarında Çanakkale’de Bir Cumhuriyet Savcısı “Hayrettin Perk”

Uzunca boylu, gür kaşlı, yaşından umulmayacak sağlamlıkta, iri yapılı adam elini arkadaşının omzuna koydu ve başını sallayarak anlatmaya koyuldu: “Kadı ahşap evini tamire kalkışmış azizim. Bir marangoz kalfası çağırmış, kaça olur bunun tamiri diye sormuş. Marangoz şöyle bir bakıp yirmi altına idare eder demiş. Girişmişler işe… Evin neresine dokunsan cılk, neresine el atsan yıkılıyor, Yirmi altın olmuş elli, elli altın olmuş yüz, Nihayet yüz elli altına ev yenilenmiş. Yenilenmiş ama kadının da canına okunmuş. Parayı öderken marangoza, takımlarını satıp satmayacağını sormuş. Marangoz hayretler içinde kalmış. Bir altına da takımlarını satmış. Kadın marangozun takımlarını aldığı gibi mahkemeye gitmiş. Kur'anı filân bir tarafa bırakp, her kim huzura gelirse, marangozun takımlarını ortaya çıkarır, yalan söylüyorsan evine bunlar girsin mi dermiş.

İri yapılı hukukçu bunu anlattıktan sonra bir kaç saniye durup devam etti: Bizimki de ona benziyor. Evvelâ bir iki ayda biter sanmıştık. Ama adamların durumu kadının ahşap evinden beter azizim.

İri yapılı hukukçunun adı Hayrettin Perk’ti. 27 Mayıs 1960’dan sonra kurulan “Yüksek Soruşturma Kurulunun başkanıydı. Yüksek Soruşturma Kurulu oluşturulduğunda ilk olarak başkanlığa Celalettin Kurelman tayin edildi. Ancak Kurelman, çalışma koşullarına ayak uyduramadı ve birkaç gün içinde yıprandı. Sağlık sorunları ortaya çıktı. O nedenle Yüksek Soruşturma Kurulu’nun ilk başkanı görevinden affını istemek zorunda kaldı. Adalet Bakanı Şeref Gözübüyük daha fazla ısrar edemedi. Celalettin Kurelman’ın yerine Hayrettin Perk atandı. Perk, dış görünüşü açısından son derece sağlam ve sağlıklı görünüyordu. Ama işin sonuna getirip getirmeyeceği doğrusu istenirse bilinemezdi. Binlerce dosyanın ortasına sabahın erken saatlerinden itibaren kurulup çalışmaya başlayan Yüksek Soruşturma Kurulu Başkanı Hayrettin Perk, 1902 yılında İstanbul’un Bakırköy semtinde, hat boyunda, kırmızı tuğladan yapılmış bir evde doğdu. Hayrettin Perk’in babası Şakir Efendi ticaret müfettişiydi. Aile çok eskiden beri Bakırköy’de oturmaktaydı. Şakir Efendi’nin babası Bakırköy kaymakamıydı. Küçük Hayrettin’in ilkokul çağına kadar hayatı Bakırköy’de geçti. Ailenin bu semtten ayrılması için Birinci Dünya Savaşı’nın patlaması icap etti. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte trenler banliyölere işlemez hâle geldi. Babası Şakir Bey hem kendi işi, hem de Küçük Hayrettin’in okula gidebilmesini sağlamak için evini İstanbul’un içine taşıdı. İlk tahsilini Şehzadebaşı İlkokulu’nda yapan küçük Hayrettin daha sonra zamanın meşhur liselerinden Mercan İdadisi’ne kaydoldu. Orta ve lise tahsilini Mercan’da tamamladı. 

Hayrettin Perk’in hukuka merakı Mercan İdadisi’nde başladı. Fen derslerinden ziyade edebiyat derslerini seviyordu. İyi bir öğrenciydi. Oldukça başarılı bir okul hayatı geçirdi. Liseyi 1921 yılında bitirdiğinde hiç tereddüt etmeden Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu. Hayrettin Perk’in Hukuk Fakültesi’ne kaydoluşu hayatının en tatlı hatıralarından ve öğrenim hayatının da kazançlarından birisi oldu. Henüz liseyi bitirmemişti. On birinci sınıftaydı. Bir gün Beyazıt Meydanı’ndan geçiyordu. Üniversitenin büyük kapısının önünden yürürken gözüne bir ilân ilişti. Sınavla Hukuk Fakültesi’ne öğrenci alınacaktı. O sıralarda Üniversiteye öğrenci bulmak güç bir işti. İstiklâl Savaşı bütün hızıyla devam ediyordu. İstanbul bir garip şehir halindeydi.  Her şey gibi, eğitim de aksamaktaydı. Genç adam tereddüt etmeden sınava girdi. Henüz on birinci sınıf öğrencisiyken sınavı büyük bir başarıyla kazandı. Ama bir pürüz daha vardı. Bu pürüz genç adamı oldukça üzdü ve ona sıkıntılı günler geçirtti. Üniversiteye girebilmek için sadece sınavı kazanmak yeterli değildi. Ayrıca 20 yaşında olmak gerekiyordu. Hâlbuki Hayrettin o yıllarda 19 yaşına henüz girmiş, bıyıkları yeni yeni terleyen bir delikanlıydı. Genç Hayrettin talihin ayağına getirdiği şansı bu kadar küçük bir pürüzden dolayı tepecek adam değildi. Aklına Fakülteye girmeği koymuştu. Zamanın Milli Eğitim Müsteşarı olan Muslihiddin Âdil Bey’e gitti. Müsteşarın kapısında uzun müddet bekledikten sonra içeri kabul edildi. Genç Hayrettin durumu Muslihiddin Âdil Bey’e anlattı. Fakülteye girmeyi çok arzuladığını, hukuku sevdiğini, bir sene kazanmak istediğini anlattı. Gözlerindeki ışık ve gençliğin yendiği atılganlık Muslihiddin Âdil Bey’in çok hoşuna gitti. Genç adamı elinden tutup Fakülteye,  kaydettirdi. Aynı zamanda Hukuk Fakültesi’nde Profesör olan Muslihiddin Adil Bey, öğrenimi boyunca genç adama yardım etti ve onu oğlu kadar sevdi.

Genç Hayrettin, üniversite öğrenciliği sırasında Hokey ve Gazetecilike merak sardı. Hokey’i zevki için, gazeteciliği babasına yük olmamak için yapıyordu. Arkadaşlarıyla beraber Bakırköy’de bir gençlik kulübü kurdu. Bu kulüp o zaman daha çok azınlıklara mensup vatandaşların yaşadığı Bakırköy’de olay oldu. Hayrettin, kulüpte hokey oynuyordu. Fakülte, spor ve gazetecilik, üçü bir arada yürümüyordu. Bu nedenle genç hukukçu bir süre sonra spordan elini ayağını çekti. Hayrettin’in gazeteciliğe başladığı yer, Yunus Nadi Bey’in kurduğu Yenigün gazetesiydi. Burada polis ve adliye muhabirliği yapıyordu. O sırada İstanbul işgal altındaydı. Bir gün genç gazeteci, gazetenin ahşap merdivenlerinden çıkarken aşağıdan gürültülerin geldiğini ve bir şeyler döndüğünü anladı. Süratle kapıya yöneldi ve bir manga İngiliz askerinin silâhlarıyla orada beklediklerini, içeri girmeğe hazırlandıklarını gördü. İngiliz askerleri birkaç saniye sonra matbaaya girdiler ve Yenigün” gazetesini kapattılar. Hayrettin, Yenigün’den sonra fakültesini bitirinceye kadar İkdam’da çalıştı. Orada da polis, adliye ve eğitim konularıyla ilgilendi.

1925 yılı ile birlikte genç hukukçunun gazeteciliği de sona erdi. Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Kendisini çok sevdiği mesleğinin hizmetleri bekliyordu. İlk olarak Akşehir Savcı Yardımcılığı’na tayin edildi. Burada geçirdiği bir yıl, genç hukukçuya çok şey kazandırdı. Akşehir’den İstanbul Savcı Yardımcılığı’na atanan Perk, dört yıl bu büyük şehrin türlü adli olayları ile karşı karşıya kaldı. Daha sonra Ankara’da başyardımcı olarak görev yaptı.  Ankara’dan Trabzon’a Cumhuriyet Savcısı olarak giden Perk, Trabzon’dan tekrar İstanbul’a tayin edildi. İstanbul’daki görevi Beyoğlu Ceza Hâkimliği’ydi. O sırada Suçüstü Kanunu yeni yürürlüğe girmişti. Perk, İstanbul’da bunun ilk uygulayıcısı oldu ve akla hayale gelmeyecek olaylarla karşılaştı. Meslek hayatının, denebilir ki bu yılları en verimlileriydi.

Hayrettin Perk, bu yıllar içinde yine Bakırköylü bir hemşehrisiyle evlendi. Fikret Hanım, Bakırköy ilkokullarından birinde öğretmendi. Perk’in en büyük oğlu da Bakırköy’de doğdu. Şakir evliliklerinin ilk yılı dünyaya geldi. Bundan sonraki yıllar, Perk ailesi için epey maceralı oldu. Perk ailesi Anadolu’nun büyük şehirlerinden pek çoğunu gezdiler ve birer ikişer sene kaldılar. Hayrettin Perk ve ailesi önce Çanakkale’ye, geldi. Çanakkale’de bulundukları yıllar 2.Dünya Savaşı’nın başladığı ve en şiddetli şekilde devam ettiği yıllardı. Ekmek, yağ karne ile veriliyordu. Milli Korunma Kanunu’na aykırı davrananlar cezaya çarptırılıyordu. Adliyenin işi başından aşkındı. Perk, Çanakkale’de 1941 yılı Eylül ayında 6.dereceye Cumhuriyet Savcısı oldu. Onun Cumhuriyet Savcılığı sırasında Çanakkale halkının ihtiyaçları konusunda ihtikâr (haksız kazanç) ve iltimasa hiçbir şekilde izin verilmedi. Buna tevessül edenler dava açıldı ve kanun dairesinde para ve hapis cezalarına çarptırıldılar. Bu konuda bazı örnekler şöyleydi: Kilosunu 100 kuruşa satmak suretiyle balık fiyatında ihtikâr yapmaktan maznun balıkçı(…)’ın yapılan duruşması neticesinde suçu sabit olduğundan Milli Korunma Kanunu’nun 59’ncu maddesi mucibince 5 lira ağır para cezası ile mahkûmiyetine ve yedi gün müddetle ticaretten menine karar verilmiş

Dükkânında satışa arz ettiği domateslere fiyatını bildirir etiket koymamak suretiyle Milli Korunma Kanunu’na muhalif harekette bulunmaktan maznun Yalı Caddesi’nde sebzeci (…)’ın yapılan duruşması neticesinde suçu sabit olduğundan Milli Korunma Kanunu’nun 53’ncü maddesinin B fıkrası mucibince 25 lira ağır para cezası ile mahkûmiyetine karar verilmiştir”.

Fazla fiyatla nohut satmakla ihtikâr yapmaktan maznun Yukarı Çarşı’da bakkal (…)’ın yapılan duruşması neticesinde suçu sabit görüldüğünden Milli Korunma Kanunu’nun 59’ncu maddesi mucibince 5 lira ağır para cezası ile mahkûmiyetine ve bir hafta ticaretten menine karar verilmiştir”.

Hayrettin Perk, ikinci oğlu Çanakkale’de dünyaya geldi. 1943 yılının 11 Mayıs tarihinde yayınlanan kararname ile Hayrettin Perk, 80 lira maaşlı 5.derece Çanakkale Müdde-i Umumiliğine (Cumhuriyet Savcılığı) terfi etti. Aynı yıl 6 Temmuz’da çıkarılan kararname ile Hayrettin Perk Bursa Cumhuriyet Savcısı olarak atandı. Daha sonra Perk, başmüfettiş olarak vazife gördü. Müfettişlik yılları Perk için son derece yararlı oldu. Bu sayede Anadolu’yu ve Anadoluluyu yakından tanımak fırsatını buldu. Hayrettin Perk,  18 Temmuz 1960 tarihinde meslek hayatının en sorumlu ve en ağır vazifelerinden birisine tayin edildi. Görevi 27 Mayıs 1960’dan sonra kurulan “Yüksek Soruşturma Kurulunun başkanlığıydı.

Hayrettin Perk, 6 Ocak 1961 tarihinde oluşturulan Kurucu Meclise Yargı Organların Temsilcisi” olarak yer aldı. Kurucu Meclis, yayınlanan kanunda belirtildiği üzere “demokratik ve hukuk devleti esaslarını gerçekleştirip teminat altına alacak olan yeni Anayasa ile Seçim Kanunu’nu en kısa zamanda tamamlayarak en geç 29 Ekim 1961 tarihinde iktidarı yeni seçilecek TBMM’ne devredinceye kadar yasama yetkisi ile yürütme organını denetleme yetkisini üstlenecekti. Perk, Kurucu Meclis’te bu konuda birçok konuşma yaptı. Buradaki görevi sona erdikten sonra Yargıtay 2.Hukuk Dairesi Başkanlığı görevini sürdürdü. 1967 yılında emekli oldu ve iki yıl sonra 23 Mayıs 1969 günü da hayata gözlerini yumdu.

379 kez okundu