YUKARI ÇIK

Çanakkale Travel
Çanakkale Travel
Anzac Hotel Çanakkale Şehitlik Turu
16 Mart 2019 tarihinde eklendi

Dardanos Tabyasından Savaşa Bakmak

Çanakkale’ye sevk edilen Asteğmen Abdülkadir Efendi Çanakkale ile ilgili ilk izlenimlerini şöyle anlatıyor: Çanakkale’ye geldiğimiz zaman Çimenlik Tabyasına götürüldük. Oradaki asker koğuşlarına yerleştirildik. Birer ot minder ve birer battaniye verdiler. Üç koğuşa ayrıldık. Topları gösterdiler. “Abdülhamit devrinde bu toplar buraya yerleştirildi” dediler. Yüzlerce kilo ağırlığında bir atımlık barutlardan, gidebilecek en uzun menzillerini Boğaz topçu yüzbaşısı Hakkı Efendi anlatıyordu. Son sistem toplar hakkında açıklama yaparken, yirminci medeniyet yüzyılının araç gereçleriyle bu eski devirlerin araç gereçlerini düşünerek umutsuz oluyorduk.”.

19 Şubat 1915’te savaş başladığında Dardanos Tabyası’nın görünümü hiç de savaş tekniğine uygun değildi. Zira sargı, telefon ve gözetleme yeri düşman mermilerinin geleceği tarafa yapılmıştı.

Dardanos Tabyası’nda Remzi Efendi isminde birinci takım komutanı üsteğmen vardı. Şişman, uzun boylu ve gamsız bir subay olan bu zat Dardanos Tepesi’nin ön tarafına bir bağ diktirmiş, kim bilir kaç aydan beri o bağın üzümleri hayaliyle askerleri uğraştırmış durmuştu. Bazı binalar yaptırmıştı; bu binalar da tepenin mermi isabetine maruz olan ön tarafındaydı. Bu kadar amir, kurmay subay zaman zaman tabyayı teftiş için gelmiş, bağı, güya kışlayı ve diğer binaları orada görmüşlerdi. Vazifelerinin cahili olan bu efendiler” savaş başladığında, ilk mermilerle bu binaların tahrip edileceğini, bağın birkaç mermiyle yerle bir olacağını, zavallı Remzi Efendi’ye söylememişlerdi. İnsanlara savaşın ismini tarih kitaplarında okumak yeterli geliyor. Onu bizzat yaşamadıkça insan kavrayamaz. Derler ki: İnsan muharebeye girinceye kadar korkar, bir kere silah seslerine alıştıktan sonra harbin bütün aşamaları sözden ve sazdan ibarettir”.

Gemi toplarının uzunluğu Dardanos’ta bulunan kara toplarından çok fazla olduğu için yirmi bin metreden, otuz altı ve belki de kırk bin metrelik mesafeye kadar mermisini savurabilirdi. Dokuz yüz seksen kiloluk mermi atan toplar vardı. Şu halde girişten on beş bin metre uzağa kadar yaklaşan gemiler bizim topların mevziini döverken, askerleri ve subayları hiçbir endişe hissetmeksizin üslerin tahrip edildiğini dürbünleriyle seyredebilirlerdi. Kımıldayan bir askerin bile hareketlerini gözetleyebilirdi. Çünkü Dardanos’taki toplar on dört bin metrelik mesafeye ancak yetişebilirdi. Seddülbahir ve Kilitbahir Tabyaları gemilerin ateşi altında inlerken, Dardanos’taki bazı subay ve askerler toprak üzerine oturmuş Dardanos Tabyası’ndan saldırıyı seyrediyordu. Gemi toplarının birkaç mermisi eksik düştüğü için Çok eksik, çok eksik, diye yani tabyaya çok uzakta kaldı diye güya alay ediyorlardı. Birkaç mermi de bataryaların uzağına düştü. Buna da Çok fazla, çok fazla,” diyerek bağırarak gülüştüler. Fakat bu eksik ve fazla mesafelerin ortasını bulup da gemi topları yıldırımlarını Dardanos Tabyası üzerine yoğunlaştırdığı zaman savaşın ve bilhassa tek taraflı savaşın çaresiz karışıklıklarının doğurduğu üzücü durumu gözleriyle görünce en derin ıstıraplar içinde kaldılar. Dardanos adeta matemli bir sessizlik içindeduruyor ve sanki Niye ateş etmiyorsun? diye milletin sorduğu soruya mahcup ve kahrolmuş durumda “Ne yapayım mermilerim gemilerin bulunduğu yere yetişmez ki?demek istiyordu.

Gemiler boğazdan içeri girmişlerdi. Batarya mevzileri muhriplerce bilindiğinden çeşitli tepeler üzerine ateş açtılar. Çanakkale’nin önemli bir mevkiinde olan Dardanos Tepesi’ne gemiler önem bile vermiyorlardı. Girişte mesafe daraldığı için eski toplar faaliyete geçmişti. Saatlerce uzunluğu devam eden Çanakkale Boğazı’nın iki sahilindeki dağlar ve tepelerden gemilere ateş püskürüyordu. Batarya Komutanı Üsteğmen Hasan Efendi de dâhil olduğu halde herkes ıstıraptan ağlayarak bu dramı seyrediyordu. Dardanos Bataryası Komutanı Hasan Efendi, Topçu Küçük Zabit Mektebi’nde öğretmendi. Bu bataryaya atanınca, yetenekli öğrencilerini bataryada toplamıştı. İki topuna 21 yaşında Teğmen Adil, ikisine de 20 yaşında Asteğmen Edremitli İsmail Hakkı komuta ediyordu. Gözetleme subayluğını Üsteğmen Mevsuf, Nişangâh Çavuşluğunu Yozgatlı Yunus Çavuş yapıyordu. Genç subaylar dünkü hocaları ve bugünkü komutanlarının emrinde başarılıydılar ve düşman da bu bataryadan yılmıştı.

Hasan Efendi Asteğmen Abdülkadir Efendi’yi çağırdı:“Görüyorsun ya! Bu vaziyetin kesin sorumlusu büyüklerimizdir. Elimdeki güçlerini çok iyi bildiğin şu topların ikisini Fransız, üçünü İngiliz mühendisleri yerlerine yerleştirmişlerdi. Bunların güçlerini bildikleri için bize ateş bile etmiyorlar. Boğazda dört yerine sos sistem otuz buçukluk top olsaydı, bu facia olmazdı. Sen yedek subaysın, ölmemelisin Kemali Bey! Yarın mebus, bakan, sadrazam olur, bu zavallı milletin idaresini eline alırsın. Bu senin için çok mümkündür. Gördüğün bu dramı elbette unutmazsın ve bu dertlere çare bulmaya çalışırsın,dedi.

Tabur Komutanı Rodoslu Binbaşı Mithat Bey, yüksekokul öğrencisine ve mezunlarına çok gücenmiş bir adamdı: “Balkan Harbini bunlar başımıza açtı. Bizi rezil ettiler,” dedi. Bunu Abdülkadir Efendi’nin yüzüme söylerdi. “Üç buçuk okul talebesi karşısında güçsüz düşen, kuvvetini ve askeri kıymetini takdir edemeyen generallere, mareşallere sahip olduğumuzu öğrenci ne bilsin? Davranışlarınıza bakarak, zavallı talebe sizde gerçekten sizde bir şey var zannediyordu, tarzında da Abdülkadir Efendi’den cevap alırdı.

Hasan Efendi’yle böyle konuşurken gelen Mithat Bey, bataryayı harekete geçirmek ve ateş etmek istedi. Hasan Efendi’yle bu binbaşı arasındaki bilimsel fark bizim kırk yedi rakımlı tepeyle, Himalaya Dağı arasındaki fark kadar büyüktü. Üsteğmen gerçekten bilgili, soğukkanlı ve çok becerikliydi. Binbaşı ise Hasan Efendi’yle karşı karşıya gelerek, topçuluktan bahsedecek bir adam değildi. Sırf Abdülkadir Efendi’nin kendisiyle görüştüğüm zaman söylediği ağır sözlerden dolayı ona kin taşıyan bir adamdı. Birinci Dünya Savaşı’nda bu komutanların, vatanın aydın gençlerini dert edinerek harcanmasını düşündükleri kişilerden birisi de Mithat Bey’in gözünde Asteğmen Abdülkadir Kemali Efendi’ydi. Üsteğmen Hasan Efendi Savcı Abdülkadir Kemali Efendi’nin ölmesini istemiyordu. Çünkü vatan Abdülkadir Kemali Efendi’nin tecrübelerimden istifa ederse, topçuluk ileri gider diye düşünüyordu. Binbaşı ise onu harcamak istiyordu. Batarya Komutanına emir verdi: Bataryayı faaliyete geçiriniz! Kemali Efendi’yi, birinci takım yedeği yapınız! dedi. Tabii, o bataryanın ateşe başlaması halinde, gemilerin bir kısmı toplarını bizim tepeye yöneltecekti. Gemilerin ateşinden o kadar korkmuyorlardı. Gemiler havan ve obüs topu kullanmadığı için tepenin tam ortasına isabet ettiremezlerdi. Bundan dolayı tepede ölüm tehlikesi yoktu. Ancak tepenin ön cephesine isabet edecek mermilerin çıkaracağı tonlarca taş haline gelen ve havada uçan toprakla yaralanmak ve ölmek ihtimali vardı.

Hasan Efendi, savaşı dehşetle seyreden ölü noktada duran askerleri ve subayları keskin bir düdük sesiyle ikaz etti. Arkasından Top başına! emrini verdi. Bu emir takım komutanları tarafından tekrar edildi. Abdülkadir Efendi de emir gereği Birinci Takım Komutanı Remzi Efendi’nin arkasında, maalesef pek cahilce bir tedbir olarak vaktiyle yapılmış olan atış alanında derin bir çukurun içinde Remzi Efendi’yi taklit ederek diz çöktü. Üzerini aşarak geçen Queen Elizabeth diretnotuna ait olduğu söylenen dokuz yüz küsur kiloluk mermilerin havada patlaması beynini adeta sarstı. Dardanos Bataryasından ilk kontrol mermisini birinci top attı. Kontrol mermisi hedefini buldu.

Savaş gemileri Dardanos Tabyası’nın üç bin metre gibi ağır topçulukta en kısa mesafe sayılan yere kadar gelmişlerdi. Bataryanın Komutanı Hasan Efendi o gün o saate kadar savaşa katılmadı. Ateş altına alınmamış olan batarya vaziyetini görev gereklerine aykırı görerek; Top başına! emrini verdi. Asker bataryayı kuşatmış, numaralar sayılmış ve gayet gür seslerle: “Birinci hazır, ikinci hazır, üçüncü, beşincinin seslerinin ardından, Birinci takım hazır, ikinci takım hazır! diye sesler yükselmişti. Batarya Komutanı hedefi söyledi. Nişan subayı mesafeyi bildirdi: Ateş! dedi. Birinci top ilk kontrol mermisini attı. Karşısında o kadar çok gemi vardı ki, merminin denize düşmesine imkân yoktu. Yalnız bilimsel açıdan, bataryayla böyle cehennemi ateşler püsküren gemilere atış yapmak delilikten başka bir şey değildi. Queen Elizabeth’in dokuz yüz kiloluk mermisine karşılık atılabilecek merminin ağırlığı kırkyedi kiloydu. Bataryada beş top vardı. Seri atış yaptığı için dakikada her biri beş mermi atabilirdi. Fakat pek çok kez görüldüğü üzere atışlar zırhlıların bacasına isabet ediyor, patlayan merminin göstereceği etkiyi gösteriyordu da, bir bacayı deviremiyordu. Bataryanın görevi, sadece gemilerdeki askerlerin hareketlerini güçleştirmekti, bu da yarasanın “hoşnut yatmak için güneşle yer arasına kanatlarını gererek yaptığı pandomimden” başka bir şey değildi.

İlk kontrol mermisi torpidoya isabet etmişti. Hedefi bulduğu için ateş yoğunlaştırılmıştı. Bataryaca beş on defa yaylım ateşi yapılmıştı. Ondan sonra pek çok geminin top ağızları Dardanos’a çevrildi. Batarya Komutanı Hasan Efendi zamanı çok iyi ayarladığından ateşi kestirdi. Korunma yerine! emrini verdi. Bütün asker ölü noktaya çekildiği halde Gönenli Onbaşıyla, numara demesini bir türlü öğrenemeyen Numro diyen genç asker çekilmeye vakit bulamayarak, topların yanında kaldılar. Gemiler ateşlerini öyle yoğunlaştırmışlardı ki, bunu açıklamak imkânsızdı. O günkü harp Ceridesi’ne kaydedildiğine göre yetmiş top Dardanos’a ateş ediyordu. Bu ateş on dört dakika devam etmişti. Her top dakikada en az beş mermi atsa bir dakikada yetmiş top, üç yüz elli mermi atıyor demekti. Hesaba vurulursa, on dört dakikada kırk yedi rakımlı Dardanos Tepesi dört bin dokuz yüz mermi yağmurunun altında kalmış oluyordu. Mermilerin çoğu tepenin göğsüne isabet ediyor, tonlarca havaya fırlayan toprak taşlaşmış olarak batarya içine düşüyordu. Uzak bir ihtimal olmasına rağmen iki askerin şanssızlığından, kalkanla namlunun hareket ettiği deliğin arasından giren gemi mermisi, oradan kaya kısma sıçramış; Gönenli’nin iki bacağına ve diğer askerin de boğazına isabet eden parçalarla, Gönenli sağ kalmış, fakat diğeri derhal ölmüştü.

Muharebe bittikten sonra Çanakkale kasaba çok perişandı. Asteğmen Abdülkadir Efendi’yi gören bazı arkadaşları heyecanla, hatta ağlayarak yanına koştular, boynuma sarılarak, “Siz sağ mısınız?” dediler. “Hepimiz sağız, bir şey yok! dediği zaman Doktor Kâşif, “Hayır (…), bu inanılacak şey değil, biz burada daha emin bir halde seyrediyorduk. Dardanos kudurmuş bir yanardağ halindeydi. Sen nasıl kurtuldun? dedi. Onları temin ederek, Abdülkadir Efendi İki neferden başka şehidimiz yok” dedi. Fakat onlar yine inanmamışlardı. Yalnız bir topun namlusu hareket kabiliyetini kaybetmişti. Alay Komutanı Zeki Bey bizzat keski ile çalışarak gece sabaha kadar bükülen çeliği kesmeye muvaffak olmuş, o top da atışa hazır hale getirilmişti

390 kez okundu
Yazarın Diğer Yazıları
Çanakkale’deki İki Pakistanlı Hayırsever 09 Mayıs 2019
Cumhuriyet Döneminde Çanakkale’deki İtalyan Konsolosu Aşil Ksantapulo’nun Hayatı 01 Mayıs 2019
TBMM’nin Açılışının 99’ncu Yıldönümünde İşgalden Kurtuluşa 22 Nisan 2019
Çanakkale Boğazı’nda Bir Kaza: “Dumlupınar Faciası” 03 Nisan 2019
Kilitbahirli Bir Sinema Ustası: “Ferdi Tayfur” 02 Mart 2019
Erzincan Depremi ve Sel Felaketine Çanakkalelilerin Yardımı 23 Şubat 2019
2. Dünya Savaşı Yıllarında Çanakkale’de Bir Cumhuriyet Savcısı “Hayrettin Perk” 02 Şubat 2019
Çanakkale’nin 1955’te Şeker İhtiyacı ve Şeker İmalatçısı Yahudi İsak Bey’in Bir Mektubu 25 Ocak 2019
60 Yıl Önce Bir Cumhurbaşkanı’nın Yorumu: “Çanakkale’yi Tanıtamıyorsunuz” 19 Ocak 2019
Çanakkaleli Tuncer Akagün’ün Körpe Ruhuna 05 Ocak 2019
Çanakkale’nin Unutulmaz Tatlarından “Çan-Ka Gazozları” 30 Aralık 2018
Reşat Nuri’yi Hatırlarken 06 Aralık 2018
Türkiye’de İlk Yılın Öğretmeni “Refet Angın” 24 Kasım 2018
Harf Devrimi’nin 90. Yılı ve Çanakkale 02 Kasım 2018
Troia Yılında Hüseyin Akif Terzioğlu’nu Hatırlamak 27 Ekim 2018
Çanakkale’de Belediye Otobüsleri Ne Zaman ve Nasıl Hizmete Başladı? 20 Ekim 2018
Unutulan Gelibolu İlahisi 22 Eylül 2018
Baki Vandemir’in Çanakkale’ye Bir Armağanı: “Çanakkale Orduevi” 15 Eylül 2018
Çanakkale’de Hepimizin Kitap Almak İçin Sırada Beklediği Yayınevi 11 Eylül 2018